TEVBE EDENLERİN SİTESİ  
 
   

Uygun olmayan Reklamları Bildirmek İçin Tıklayınız

Ramazan Programı 24.Gün  İçin Tıklayınız Tüm İllerin İmsakiyesi İçin Tıklayınız

Mi´rac, iman ve Zikir

Mi´rac, iman ve Zikir Konusu, MUBAREK GÜN,GECE VE AYLAR Forumunda Tartışılıyor.


Go Back   TEVBE EDENLERİN SİTESİ > (¯`·._.: ÖNEMLİ KONULAR :._.·´¯) > MUBAREK GÜN,GECE VE AYLAR

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-27-2008, 13:33   #1 (permalink)
Seydanur

Standart Mi´rac, iman ve Zikir

Mi´rac, iman ve ZikirTevbe.org  Mi´rac, iman ve Zikir




Mİ'RAC İMAN VE ZİKİR



Eùzü billâhi mineş-şeytànir-racîm.

Bismillâhir-rahmânir-rahîm...

Rabbişrahlî sadrî ve yessirlî emrî vehlül ukdeten min lisânî yefkahû kavlî... Ve üfevvidu emrî ilallàh innallàhe basîrun bil-ibâd...

Elhamdü lillâhi hakka hamdihî ves-sàlâtü ves-selâmü alâ hayri halkıhî seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin ecmaînet-tayyibînet-tàhirîn...Emmâ ba'd:

Çok aziz ve sevgili cemaat-i müslimîn!..

-u Teàlâ Hazretleri Mi'rac kandili gecenizi hepiniz için hayırlı ve mübarek ecirli ve sevaplı kârlı ve kazançlı eylesin... Bu mübarek günün mânevî ikrâmâtına -u Teàlâ Hazretleri'nin mağfiretine rahmetine cümlenizi nâil eylesin... İki cihan saadetine mazhar eylesin... Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin...

İslâm ülkelerinde bu mübarek kandil gecelerinde müslümanlar büyük camilerde toplanırlar. Hocamız'ın şehri Bursa'da Ulu Cami öteki camiler; Ankara'da Hacı Bayrâm-ı Velî'nin camisi İstanbul'da Süleymaniye'ler Sultan Ahmed'ler büyük camiler dolar bahçeleri dolar cemaatler sokaklara taşar. Mübarek alim fâzıl hocalar konuşurlar. Kandilin gelişi minarelerden kandil simitlerinden sokaklardan nurlardan her yerden belli olur.

Ben de bu kandilde gurbetçi kardeşlerimin arasında onlarla kandili yapmayı istedim. Burası diyar-ı gurbettir. Amma Peygamber SAS Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

(Fetbâ lil-gurabâ') "Ne mutlu gurbetlilere gurbetçilere ne mutlu garibanlara ne mutlu gurbette olanlara!.." buyuruyor. bizi o ne mutlu diye medhedilen müslümanlardan eylesin...

Peygamber SAS Efendimiz neden "Ne mutlu gurbetçilere!" diye buyurmuş? Etraftaki kavim topluluk İslâm'dan habersiz imandan habersiz irfandan mahrum; bu mübareklerin müslümanların imanlıların halini anlamıyorlar. Onların arasında gariban kalıyorlar gurbetteki gibi kalıyorlar. Onun için "Ne mutlu garibanlara!" denmiş.

Sormuşlar:

(Vemel-gurabâü yâ rasûlallah?) "Yâ Rasûlallah garibanlar kimlerdir kimleri kasdediyorsun?"

Buyurmuş ki:

(Ellezîne yuslihûne mâ efseden-nâs) "Öteki insanların berbat ettiği toplumu ahlâkı cemiyeti şartları halleri düzeltmeğe çalışanlar bozguncuların bozgunculuklarını tamir etmeye çalışanlar ortalığı düzeltmeye çalışanlar." diye buyurmuş

Siz de öylesiniz. Toplum başka bir toplum siz buraya çalışmaya geldiniz. Ama burada İslâm'a sarıldınız îmana sarıldınız camiyi ev edindiniz mesken edindiniz yorulduğunuz zaman dinlenmek üzere sıkıldığınız zaman ferahlamak üzere 'ın evine koşan insanlarsınız. O mânâda da üzerimizde bu hadis-i şerifteki garibanlık var. Yabancı bir çevrede müslümanız elhamdü lillâh...

cümlemizi Rasûlüllah'ın sevdiği medhettiği müslümanlardan garibanlardan gurbetçilerden eylesin... Gurbetten sonra da vuslata erdirsin. Kavuşmaya da vuslat derler...

Aziz ve sevgili kardeşlerim!.. Biliyorsunuz ki bazı geceler diğer gecelerden farklıdır bazı aylar diğer aylardan farklıdır. Gün gibi âşikâr hepimiz biliyoruz ki Ramazan ayı onbir ayın sultanıdır. Hepimiz biliyoruz ki Kadir gecesi bin aydan daha hayırlı bir gecedir. Yâni *sansürlü kelime*sansürlü kelime*sansürlü kelime*sansürlü kelimeenüç yıllık ömre bedel bir gecedir. İnsan *sansürlü kelime*sansürlü kelime*sansürlü kelime*sansürlü kelimeenüç yıl ibadet etse uyumasa; yapamaz. Bir Kadir gecesi o kadar kıymetlidir.


Peygamber SAS Efendimiz'in ikaz eylediği irşâd eylediği ihtar eylediği ihbar eylediği geceler vardır. Meselâ içinde bulunduğumuz bu Receb-i şerif ayının ilk cuma gecesi Regàib gecesidir. Meleklerin Regâib gecesi diye isimlendirdiği bir gecedir. Hem cuma gecesidir hem Receb'in başıdır ilk cumasıdır diye çok büyük füyûzâtın fütûhâtın rahmetlerin kullara bahşedilği gece olduğundan hediyelerin verildiği manevî mükâfatların verildiği gece olduğundan Efendimiz onu medhetmiştir. Meselâ önümüzdeki Şa'ban ayının onbeşinci gecesi Berat gecesi vardır çok mübarek bir gecedir.

Elhamdü lillâh bu gece de Receb'in 27. gecesidir. Receb başladığı zamandan beri 26 tane gece geçti bu gece 27. gecedir. Bu gece Peygamber-i Zîşânı'mız şefîül-usât fî yevmil-arasât sahibül-mu'cizât Ahmed ü Mahmûd ü Muhammed-i Mustafâ --aleyhi efdalüs-salevât ve ekmelüt-tahiyyât vet-teslîmât-- Efendimiz -u Teàlâ Hazretleri'nin son derece büyük bir ikrâmına mazhar olmuştur. Süleyman Çelebi'nin:

İrmedi evvel gelen bu devlete
Kimse nâil olmadı bu rif'ate!


dediği bir büyük ikrâma mazhar olmuştur Receb'in 27'sinde... Çok büyük bir mazhariyettir daha önceden hiç bir kula nasib olmayan bir seyahattir.

a. Göklerin Derinliği

Hepimiz merak ediyoruz: "Bu gökyüzünün ötesinde ne var yedi kat semanın ötesinde ne var füzelerin gidemediği uzayın derinliklerinde teleskopların göremediği yerlerde neler var?" diye merak ediyoruz. Biliyoruz ki Venüs gezegeni ki bizim Güneş Sistemimiz'in içindedir oraya Amerikalılar bir füze göndermişler son sürat üç senedir gidiyor dolu dizgin hâla yanına yeni varmış.

Bir insanın bu Güneş Sistemi'nin içinden çıkması için bir füzeye binse füzenin yirmibin yıl gitmesi lâzımmış. Yirmibin yıl kim yaşar? Demek ki füzenin içinde ölecek tozları kaybolacak Güneş Sistemi'nin daha ötesine geçemeyecek. Halbuki bu Güneş Sistemi bizim galaksimizin içinde küçücük bir nokta gibidir. Bizim galaksimiz kâinatın içinde hesaba alınmayacak küçücük bir alan ihtivâ eder. Bu yedi kat semâyı geçeceksin ondan sonra onların ötesine gideceksin...

Muhterem kardeşlerim -u Teàlâ Hazretleri Kur'an-ı Kerim'de Tebâreke Sûresi'de:

(Velekad zeyyennes-semâed-dünyâ bimesabîha ve cealnâhâ rucûmen liş-şeyâtîn) "Biz en yakın semâyı yıldızlarla donattık" buyuruyor. Zeyyennâ zînetlendirdik demek. (Es-semâed-dünyâ) İkisi de elif-lâm'lı gelmiş sıfat tamlaması; isim tamlaması değil. Dünya semânın sıfatı... O zaman dünya ne demek? Yeryüzü demek değil en yakın demek bu kesin... Zâten bizim yeryüzü Kur'an-ı Kerim'de hadis-i şerifte dünya diye geçmez arz diye geçer. Dünya ednâ kelimesinin müennesidir en aşağıdaki demektir. "En yakın semâyı yıldızlarla donattık!" buyuruyor.

Bunu niçin söylüyorum? Kâinatın ne kadar büyük olduğu azameti hakkında akılların eremeyeceği kadar büyük olduğunu anlamak hususunda bir delil olsun diye söylüyorum. "En yakın semâyı yıldızlarla donattık." Ne çıkıyor? Yıldızların olduğu bütün bu başımızı kaldırdığımız zaman gördüğümüz yerler birinci semâ...

(Ellezî haleka seb'a semâvâtin tıbâkà) [O birbiri ile ahenkli yedi göğü yaratmıştır.] Yedi kat semâ dediğine göre bunun altı katı daha var ötede... Ondan sonra:

(Vesia kürsiyyühüs-semâvâti vel-ard) [Onun Kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.]

Ayetel-kürsî'yi hepimiz biliyoruz namazdan sonra okuyoruz çok sevaplı... Niye okuyoruz? Peygamber Efendimiz ne diyor: "Kim namazdan sonra Ayetel-kürsî'yi okursa cennete ölmediği için giremiyor hayatı mânidir; yoksa dosroğru cennete girecek." buyuruyor. Ayetel-kürsî okumak o kadar kıymetli... O Ayetel-kürsî'de:: (Vesia kürsiyyühüs-semâvâti vel-ard) "'ın Kürsüsü semâları ve arzı içine almıştır." deniliyor. Yâni semâlar ve arz Kürsü'nün içinde...

İbn-i Abbas RA'dan rivâyet edildiğine göre buyruluyor ki:

"--Bu yedi kat semâ Kürsü'nün yanında Ayetel-kürsî'de geçen 'ın Kürsüsünün yanında bir büyük sahradaki bir yüzük halkası gibidir."

Sübhàne rabbiyel-aliyil-a'lel vehhâb!.. -u Teàlâ'nin mahlûkatının azametine bak da 'ın ekberliğini anla!.. "u ekber!" dediğin zaman 'ın ne kadar büyük oluduğunu anla!.. Semâvâtı ve arzı Kürsüsü kuşatıyor.

"--Kürsüsü de Arş-ı A'zam'ın yanında deryada bir damla gibidir." buyruluyor.

Sübhanallah!.. Ne azametler ne mesâfeler ne büyüklükler...

Görünen yıldızların hepsi birinci semâ... Birinci semâda öyle yıldızlar varmış ki beş milyon yıl önce ışığı ordan çıkmış yola devam etmiş etmiş etmiş bize gelmiş de bizim gözümüz onu yıldız olarak görüyor. Ama astronomi gök bilimi alimleri diyorlar ki:

"--O yıldız beş milyon ışık yılı mesâfedeki yıldızdır o ışık ordan geliyor."

Ben söylemiyorum. Ben söylesem birisi "Amma attı mübalağa etti." diyebilir. Ben söylemiyorum da fizikten kimyadan matematikten rakamlardan anlayan insanlar söylüyor. Ay ile Dünya'nın mesafesini Dünya ile Güneş'in mesafesini Güneş'in çapını Dünya'nın Güneş'in yanında nasıl bir toplu iğne başı kadar kaldığını... vs. vs. rakamları biliyorlar teleskopla ölçüyorlar.

Beş milyon yıl; ışık yılı yalnız bizim yılımız değil... Yâni bir ışık saniyede saniyede üçyüzbin km gider. "Dünya'yı yedi defa dolaşır." filân diyorlar. Hani hacılar Kâbe'yi yedi defa dönmüyor mu bir saniyede Dünya'yı yedi defa dönüyor. O hızla giden ışık beş milyon senede o yıldızdan buraya gelmiş. Bundan ne anlıyorum: Kâinatın boyutlarının akılların idrak edemeyeceği kadar büyük olduğunu anlıyorum.

Bir de ne anlıyorum: Ben orda beş milyon yıl öncesini görüyorum. Neden?.. Beş milyon yıl öncenin ışığı geldi belki o ışığın kaynağı orda yok belki patladı belki yok oldu ama benim gözüme eski ışıklar beş milyon yıl önceki manzara geliyor. O anlaşılıyor.

Demek ki biz kâinatın dibini zamandan dolayı göremiyoruz. Zamanın derinliğinden zamanın büyüklüğünden göremiyoruz. Amma -u Teâlà Hazretleri'nin lütfuna kuvvetine kudretine imkânına ihsânına bak ki Peygamber SAS Efendimiz yedi kat semâvâtı geçiyor. Arş'a Kürsü'ye varıyor. Yâni bunları niçin anlatıyorum: Gök bilgisinden yıldız bilgisinden Mi'racın azametini anlayalım diye anlatıyorum. Çok büyük müşâhade...

b. Mi'racın Sebepleri

Şimdi biz bazı şeyleri bilgi olarak biliriz tamam öyledir deriz. Meselâ sorsam:

--Yeni Gine diye bir yer var mı?..

Hepiniz dersiniz ki:

--Var hocam!

--Nerden biliyorsun Yeni Gine'ye gittin mi?..

--Yoo gitmedim ama kesin biliyorum var.

--Nerden biliyorsun?..

--Coğrafya kitapları yazıyor ansiklopediler yazıyor gazeteler yazıyor mecmualar yazıyor The Geografical Magasine yazıyor. İşte oraya gitmişler resimini çekmişler biliyorum...

Haa insan bazı şeyleri görmeden kesin bilir. Buna ilmel-yakîn derler. Yakîni var şeksiz şüphesiz bilgisi var ama biliyor.

--Ahiret var mı?..

--(Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî verusülihî vel-yevmil-âhir) Amennâ ve saddaknâ ahiret var!

--Nerden biliyorsun gördün mü?..

--Görmedim ama biliyorum. Görmedim ama Peygamber-i Zîşânımız'ın ihbârıyla biliyorum Kur'an'ın izâhıyla biliyorum 'ın bildirmesiyle biliyorum. Biliyorum kesin...

(Ellezîne yü'minûne bil-gayb) [Onlar gayba inanırlar.] Biz gayba inanıyoruz bizi onunla medhediyor. İleride olacak bir şey ne yapalım?.. İlerde olunca insanlar görecek. Mücrimler kâfirler müşrikler âhirette peygamberlerin bildirdiği her şeyin hak olduğunu görünce hak olduğunu anlayacaklar amma iş işten geçecek. Biz onlar gibi değiliz. Biz şimdiden biliyoruz. Onlar şimdiden inanmadığı için anlayacakları zaman iş işten geçmiş olacak. onun için bizi medhediyor (Ellezînü yü'minûne bil-gayb) [Onlar gayba inanırlar.] buyuruyor.

Biz gayba inanıyoruz. Görmediğimiz halde biliyoruz âhiret var. Cennet var mı? (El-cennetü hakkun) Cennet var hak... (Ven-nâru hakkun) Cehennem var hak... Sırat var mı? (Ves-sıratü hakkun) Sırat var hak... Terazide amellerin sevapların günahların tartılması ölçülmesi var mı? (Vel-mîzânü hakkun.) Mîzan var amennâ ve saddaknâ...

(Vel-veznü yevme izinil-hakku) "O gün tartı haktır." Rahman amelleri tartacak.

(Femen ya'mel miskàle zerretin hayran yerah. Ve men ya'mel miskàle zerretin şerran yerah.) "Zerre ağırlığı kadar hayır işleyen karşılığını görecek zerre ağırlığı kadar şer işleyen karşılığını görecek." Bilmiyor muyuz İzâ zülzile Sûresi'nde?.. Biliyoruz. Bunların hepsini biliyoruz bu bilgilere yakînimiz var.

Yakîn ne demek?.. Şeksiz şüphesiz tereddütsüz bilmek demek... İmanımız sapasağlam elhamdü lillâh biliyoruz ki bunlar olacak... 'ın lütfuyla hepimiz cenneti göreceğiz inşaallah... Hepimiz o nimetlere ereceğiz anlayacağız anlatacağız hatırlayacağız: "Dünyada şöyle olmuştu böyle olmuştu bak elhamdü lillah..." diyeceğiz.

Bazıları ne yapacak muhterem kardeşlerim:

"--Yahu benim bir arkadaşım vardı nerede o?.." diyecek.

bildirecek:

"--O cehennemde..."

Şöyle kalkacak bakacak cehennemde onu görecek:

"--Hiiih eyvah!.. Az kalsın bu herif beni helâk edecekti iyi ki onu dinlememişim iyi ki onun çektiği yola gitmemeşim." diyecek.

Kâfirler cehennemi görecekler cayır cayır azâbı tadacaklar; mü'minler cennete girecekler nimetlerle rahat edecekler. Bunları biliyoruz amma -u Teàlâ Hazretleri o Muhammed-i Mustafâ'sına:

"--Ey Rasûlüm ben senin ilmel-yakîn bilmene razı değilim onu kâfi görmedim gel de sana hakîkaten bunları göstereyim!" dedi bunları gösterdi.

Cenneti gösterdi cehennemi gösterdi sıratı gösterdi levh-i mahfuzu gösterdi meleklerini gösterdi peygamberlerini gösterdi. Biz:

(Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî) diyoruz. Biz ilmel-yakîn biliyoruz "Evet öyle peygamberler geçmiş biliyoruz tamam hepsine inandık." diyoruz ama Peygamber Efendimiz'e hepsini gösterdi. Onun için Peygamber Efendimiz'in îmanı gibi îman olur mu?.. Olmaz!.. Gördü hepsini gördü... Semâ semâ çıktıkça peygamberleri gördü konuştu selâmlaştı. Onlara imamlık yaptı önlerinde namaz kıldırdı tavsiyelerini dinledi dualarını aldı muhabbetleşti. Peygamberleri biliyor melekleri biliyor gördü. Cenneti biliyor cehennemi biliyor sıratı biliyor gördü. Böyle görüp de bilmeye aynel-yakîn derler. Ayn göz demek ya gözüyle gördü. Hakîkatini de anlattı. Peygamber SAS Efendimiz her şeyin aslını biliyor.

-u Teàlâ Hazretleri Peygamber Efendimiz'i neden Mi'raca götürdü niye oralara çağırdı?.. İşte bir sebep bu: Anlattığı şeyleri gözüyle görsün hakkal-yakîn bilsin öyle anlatsın diye...

Bilenin anlatması nasıldır?.. Candan anlatır tatlı anlatır insanın gözünün önüne serer tereddütsüz bir şekilde anlatır. Bilmeyen rivâyet eder: "Şöyleymiş böyleymiş şu kitapta şöyle yazıyor duydum ki bilmem ne..." filân diye; bu zayıf olur. Gören insanın anlatmasıyla anlatsın diye -u Teàlâ Hazretleri Peygamber Efendimiz'i Mi'raca çağırdı.

--Başka?..

Muhterem kardeşlerim! Peygamber SAS Efendimiz o güzel ahlâkı ile o güzel cemâli ile insanların en güzeli olduğu halde en doğrusu olduğu halde 'ın habîbi olduğu halde habîbullah ve habîbünâ; hem 'ın sevgilisi hem bizim sevgilimiz cümle mahlûkâtın sevgilisi... Hepsi Muhammed AS diye can atıyor; Burak'ı Refref'i meleklerin hepsi peygamberlerin hepsi... "Ne olaydı bir cemâlini görseydim!" diye hepsi aşık o Muhammed-i Mustafâ'ya o Muhammedül-Emîn'e...

Kırk yaşında peygamber oldu mucizeler gösterdi Kur'an'ı anlattı Mekke'de 12 yıl aralarında yaşadı; inanmadılar. Amma kâfirlermiş amma müşriklermiş amma domuzlarmış amma katılarmış ha!.. 12 yıl Peygamber-i Zîşânımız İslâm'ı anlattı îmanı anlattı Kur'an'ı anlattı mûcizeler gösterdi; dinlemediler inanmadılar. Ebû Cehiller Ebû Lehebler hasımlar düşmanlar kızgınlar kırgınlar zâlimler câniler kâtiller... Öldürdüler müslümanları şehid ettiler gittikçe zulmü arttırdılar.

Niye zulmü arttırdılar?.. Önce dedesi Abdülmuttalib vardı kılına dokundurtmuyordu korkuyorlardı. Abdülmuttalib şehrin en yüksek şahsiyetiydi. Sonra Ebû Tàlib vardı ondan da kavminden kabilesinden de korkuyorlardı Abdülmuttalib ölünce amcası Ebû Tàlib de ölünce müşrikler işi azıttılar. Neden?.. Himâyesiz gördüler. 12 yıl Mekke'de uğraştı çok az insan îman etti. Haklı olduğunu bilseler bile yanına yanaşmağa korktular. Peygamber Efendimiz Mekke'ye gelen heyetlerin yanına gidiyordu. O zaman da hac yapıyorlardı hac için gelen heyetlerin yanına Mina'ya gidiyordu Müzdelife'ye gidiyordu selâm veriyordu yanlarına oturuyordu diyordu ki:

"--Siz nerdensiniz?"

"--Biz falanca kabiledeniz."

"--İyi hoş geldiniz. Ben 'ın rasûlüyüm ben 'ın gönderdiği elçisiyim. -u Teàlâ Hazretleri bana emirlerini bildiriyor. Şirki bırakın küfrü bırakın îmana gelin!" diyordu.

Dinliyorlardı dinliyorlardı da ondan sonra diyorlardı ki:

"--Yâ Muhammed yâ Ebel-Kàsım ey Kàsım'ın babası! İyi güzel söylüyorsun da tamam da biz senin sözünü dinlesek sana tâbi olsak Kureyş'le aramız bozulur Kureyş bize düşmanlık eder. Bizim kervanlarımız Şam'a doğru buralardan geçemez ticaretimiz mahvolur hayatımız bozulur kazancımız duraklar... Kusura bakma ama biz Kureyş'e karşı senin yanında yer alamayız!" diyorlardı.

Senelerce böyle devam etti nihâyet bir akşam 26 Receb günü Ebû Cehil işi azıttı çok hakaret etti Peygamber Efendimiz'e saldırdı ayağını yaraladı:

"--Sen bizim dinimizi putlarımızı ne diye diline doluyorsun ne diye kötülüyorsun yeni bir din ne diye getirdin atalarımızın yolunu niye değiştiriyorsun?.." bilmem ne filân...

Peygamber Efendimiz'e taş attı ayağını yaraladı. Peygamber Efendimiz'in ayağı kanadı. Yanına Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz geldi. Peygamber Efendimiz çok mahzun oldu. "12 yıldır uğraşıyorum taşlar yerinden kıpırdamıyor; dinlemiyorlar." dedi. Düşünün 12 yıl az mı?.. O gün çok mahzun oldu. 'u Teàlâ Hazretleri o zaman Mi'racı nasib etti.

(El-ferec ba'deş-şiddeh) "Şiddetli sıkıntılı üzüntülü şeylerden sonra ferahlık gelir." derler.

(İnne me'al-usri yusrâ.) "Zorluktan sonra kolaylık gelir." -u Teàlâ Hazretleri sabırdan sonra mükâfat gönderir."

Onlar Peygamber Efendimiz'e ezâ cefâ yaptılar; da "Gel habîbim!" dedi ona Mi'racı nasib etti. Neden?.. Çok mahzun olmuştu. O gün o kadar mahzun oldu ki gitti halası Ümm-ü Hânî'nin evine... Halası daha doğrusu Ebû Tàlib isimli amcasının büyük kızı Hazret-i Ali'nin ablası... Tabii biz baba tarafından olan kadın akrabaya hala diyoruz. Halası Atîke bint-i Ebî Tàlib ama lakabı Ümm-ü Hâni Hâni'nin annesi demek yâni... Halası basìretli dikkatli akılı uslu gün görmüş bir hanımefendiydi; onun yanına gitti. Üzüntülü yattı oraya istirahat etmek istedi.

Cebrâil AS geldi:

"---u Teàlâ Hazretleri seni Mi'raca davet ediyor. Senin o ayağının yarasının çektiğin o kalp üzüntülerinin sıkıntılarının mükâfâtı olarak seni Mi'raca davet ediyor yâ Rasûlallah!" dedi.

Peygamber SAS Efendimiz Ümm-ü Hâni'nin evinden Harem-i Şerif'e geldi Mescid-i Harâm'a geldi.

Biliyorsunuz hacca gidenlerin gözü önüne gelsin diye söylüyorum; Safâ ile Merve diye iki tepe vardır onların arasında sa'y yapılır Safâ tepesine çıkılır Kâbe'ye doğru bakılır Hacerül-Esved'e doğru "Bismillàhi allàhu ekber" denilir ondan sonra sa'ye başlanır. Ordan biraz yokuş aşağı doğru giderken duvarlar olmasa sağa baksan sağ taraf Peygamber Efendimiz'in mahallesidir Benî Hâşim yurdudur orası... Peygamber Efendimiz Benî Hâşim'den ya Mekke'nin Benî Hâşim'in oturduğu mıntıkasıdır. Peygamber Efendimiz'in evi de ordadır.

(Peygamber Ef. Evi)

Evi şimdi orda... Mescid bitiyor mescidin avlusu bitiyor parmaklıklar bitiyor orda tek başına bir bina var bir onu yıkmamışlar. Her taraf yola kadar dümdüz orası kütüphane olarak kullanılıyor. Peygamber Efendimiz o kütüphane olarak kullanılan yerde doğmuş. Keşke taşıyla toprağıyla kerpiciyle camın içine koysalardı da muhafaza etselerdi: "Rasûlüllah burda doğdu." diye keşke aynen kalsaydı. Yıkmışlar betondan bir bina yapmışlar kütüphane yapmışlar. Kütüphane filân değil Peygamber Efendimiz'in doğduğu yer...

İşte o civarda Ebû Tàlib'in evi vardı. Ümm-ü Hâni Hazretleri de Ebû Tàlib'in kızı olduğundan babası ölünce o evde kalıyordu. Harem-i Şerif'e çok yakındı. Orada istirahat ederken Cebrail gelip:

"--Buyur yâ Rasûlallah! 'dan ferman çıktı sana bugün çok büyük beşâret çok büyük nimet çok büyük saadet çok büyük devlet var." diye söyleyince ordan Harem-i Şerif'e geçiverdiler.

c. Yol Hazırlığı ve Kudüs'e Yolculuk

Safâ ile Merve arasından Zemzem kuyusuna vardı. Peygamber Efendimiz ordan abdest aldı o mübarek beyti Kâbe-i Müşerrefe'yi yedi defa tavaf etti. Altın Oluğun ön tarafında şöyle bir yarım duvar vardır içerisine Hatîm derler veya Hicr-i İsmâil derler. Orada iki rekât namaz kıldı oturdu. Cebrail AS yanına geldi. Başladı yol hazırlığı manevî hazırlıklar...

Göğsünü yardı. Nasıl yardı?.. Ne bileyim ben... Melek Âdemoğlu'nun göğsünü nasıl yarar? Her halde çakı bıçak kullanmaz. Göğsünü yardı içine iman doldurdu nur doldurdu zemzemle yıkadı. Kalbini yardı kalbinden bir kan pıhtısı çıkarttı dışarı attı. Oraya da 'ın rahmetini doldurdu feyz doldurdu nice şeyler doldurdu. Yâni bir manevî ameliyat geçirdi.

Ondan sonra Peygamber Efendimiz diyor ki: "Göğsüm yerine geldi yine..." Demek ki meleğin ameliyatı kansız oluyormuş nasıl oluyorsa?.. Efendimiz bir ameliyat geçirdi.

Delâilül-Hayrât şerhinde anlatılıyor: Beline yakuttan bir kemer geçirildi. Omuzlarına nurdan bir ridâ yâni üst elbisesi geçirildi. Bana kalırsa uzay elbiseleri geçmeye başladı. Ayaklarına yeşil zümrütten pabuçlar giydirildi. Onlar da neyse?.. Tabii o devrin insanı böyle anlatacak öyle görülecek öyle anlatılacak. Bu devrin insanı da kendi aklını kullansın onun nasıl olduğunu anlasın.

Cebrâil AS böyle bu işleri tamamladı içine nur doldurdu feyz doldurdu rahmet suyuyla yıkadı. Cennetten Burak geldi. Dikkatinizi çekerim belki başka yerlerde pek söylenmez: Arapça'da berk şimşek demek; Burak kelimesi o kelimeyle ilgili... Demek ki şimşek gibi bir mahlûk geldi. Görünüşü çok güzel bakmağa doyulamayacak tatlı güzel bir yaratık... Peygamber SAS'in önünde durdu. "Ata benzer" diyor. Tabii insanoğlu o devirde ata bindiği için -u Teàlâ Hazretleri Peygamber Efendimiz'e Burak'ı o şekilde gösterdi. Ama biz bugün başka vasıtalara biniyoruz yâni neyse...

Cebrâil AS üzengisini tuttu Peygamber Efendimiz Burak'ın üstüne bindi. Öyle hızlı gidiyordu ki gözün gördüğü yere adımını atıyordu. Yâni ufka adımını atıyor vızzt oraya vızzt oraya varıyordu.

Peygamber SAS Efendimiz el-Mescidül-Haram'dan yâni Kâbe'nin olduğu yerden Kudüs'teki el-Mescidül-Aksâ'ya vardı.

--Vardı mı?..

Âmennâ ve saddaknâ... Kur'an-ı Kerim'de bildiriliyor bismillâhir-rahmânir-rahîm:

(Sübhànellezî esrâ biabdihî leylen minel-mescidil-harâmi ilel-mescidil-aksallezî bâreknâ havlehû linüriyehû min âyâtinâ innehû hüves-semîul-basîr)

Bakın bu sûre sübhan sözüyle başlıyor. Muhterem kardeşlerim sübhan sözünü duydunuz mu ürperin! Sübhan sözü çok muhteşem bir sözdür. "Sübhànallah" demek çok muazzam bir sözdür; "Yâ Rabbî senin her türlü noksandan uzak olduğunu biliyorum öyle idrak ediyorum her türlü kemâlâtın sahibisin her türlü mükemmelliği yaratan sensin sahibi sensin!" demektir.

Sübhan demek sübhànallah demek çok mühim bir kelimedir. Küçük bir kelimedir amma tabirdir deyimdir idyomatik söyleme diyorlar buna... Çok mühim mânâsı olan bir kelimedir. Esrâ - yüsrî - isrâen Arapça'da geceleyin yürümek yolculuk yapmak demek.

--E bu mübarekler niye geceleyin yolculuk yaparlar?

Gündüz çok sıcak olur da ondan... Dayanılmaz gündüz insan adım atamaz. Güneş beynini fokurdatır insanın... Taşın üstüne et koysan pişer. Kurbanı kes taşın üstüne eti şöyle çevir koyuver cızz yapar et pişer; buyur otur ye yemeğin hazır... O kadar sıcak olur. Onun için gece yolculuğu severler.

Oh gökyüzünde mehtap veya yıldızlar... Orda yıldızlar insana daha yakın gibi geliyor sanki uzatsan bir kaç tanesini yakalayacakmışsın gibi geliyor. Çünkü gök yüzü berrak hava temiz... Buraları gibi değildir meselâ burda sis bastı ötesini göremiyorsun. Orda öyle değil yıldızları topla cebine koy; o kadar yakın...

Geceleyin devenin üstünde serinlikte seyahat ederler. Gece seyahat etmeye yürümeye gitmeye isrâ derler.

(Sübhànellezî esrâ biabdihî leylen) "Kulunu geceleyin seyahat yaptırtan götürten 'ın şânı her türlü noksandan münezzehtir." götürtüyor kulunu gece seyahat ettiriyor. Ne ile seyahat ettiriyor?.. Hadisten biliyoruz ki Burak'la; âyette söylemiyor. "Geceleyin kulunu seyahat ettiren 'ın şânı her türlü noksandan münezzehtir? O âlemlerin Rabbi her şeye kadirdir." demek... Sübhan sözünün içinde o kelime. Sübhan dedi mi tüyleriniz böyle dikilecek saçlarınız kalkacak o kadar mühim bir sözdür o...

(Minel-mescidil-harâmi ilel-mescidil-aksà) Mescid-i Haram Mekke'de Mescid-i Aksà Kudüs'te... "Geceleyin Mekke'den Kudüs'e götürdü."

Kimse gık diyemez âyet söylüyor söylüyor! Bir gecede geceleyin Mekke'den Kudüs'e (ilel-mescidil-aksà) Mescid-i Aksà'ya götürmüş. (Ellezî bâreknâ havlehû) O Kudüs ki etrafını mübarek kıldık bereketli kıldık."

Kudüs çok kıymetli bir şehir Şam diyârı çok mübarek bir diyar... Evliyâullahın toplantı yeri orası; enbiyâullahın da peygamberlerin de toplantı yerleri orası... Onun için oraya gidiyor buluşacak ya ondan... Hikmeti o Kuds-ü Şerif'e ondan gidiyor. Yeryüzünün mukaddes mıntıkası o Kudüs ve çevresi çok mübarek yer... tekrar elimize ihsân eylesin...

Elimizdeydi de kıymetini bilemedik korumasını bilemedik tekrar ihsân eylesin... Kıymeti bilinmeyen nimet elden alınır. Cihadı terkeden ümmet zelil olur. Emr-i ma'ruf nehy-i münker ve cihad vazifesini bir millet terketti mi onları zillete düşürür zilleti musallat eder hor ve zelil olurlar. Ne zamana kadar?.. Tekrar akıllanıp tevbe edip 'ın dinine sarılıncaya kadar...

Bir kere daha oldu. Bir kere daha Kudüs müslümanların elinden çıkmıştı. Salâhaddîn-i Eyyubî yemin etti "Kudüs alınmadıkça gülmeyeceğim!.. Niye güleyim? Kudüs elimde değil!" dedi. Başına siyah sarık sardı. Ben de saracağım ama bulamadım kara saracağım beyaz sarmayacağım...

Ondan sonra etrafı mübarek olan Kudüs'e götürdü bir gecede... Neden?..

(Linüriyehû min âyâtinâ) "Muazzam mucize varlıkları delillerimizi ayetlerimizi ona göstermek için bunu yaptık" diyor ...

Ayet iki mânâya gelir:

1. Kur'an-ı Kerim'in bir cümlesi.

2. Semâda ve yerde son derece güzel sonuçlar çıkartacak mühim büyük olaylara da âyet derler. Meselâ Ay ve Güneş 'ın âyetlerinden bir ayettir. Ay tutulması Güneş tutulması filân gibi...

Yâni ayet her zaman Kur'an-ı Kerim'in cümlesi mânâsına gelmez çok mühim olay mânâsına da gelir. "Çok mühim bir takım şeyleri göstermek için geceleyin Mekke'den Mescid-i Haram'dan Kudüs'e Mescid-i Aksà'ya kulunu götüren 'ın şânı her türlü noksandan münezzehtir."

Her türlü âyetlerini o gece gösterdi mi?.. Gösterdi; Sidretül-Müntehâ âyettir cennet âyettir cehennem âyettir. Oralarda nice âyetler deliller vardır burhanlar vesikalar müşahadeler vardır. Yedi kat semâvat melekler hepsi 'ın; işte onları göstermek için oraya götürdü. Ayetle sabit oraya kadar gittiği muhakkak.

--Hocam hani insan bazen rüya görüyor uçuyor havalarda; kıyametin koptuğunu görüyor hesaba çekildiğini görüyor... Ya bu da rüya gibi bir şeyse?..

Hayır! Rüya gibi bir şey değil. İsbat edeceğim anlatacağım:

d. Bazı Deliller

Peygamber SAS Burak'la giderken aşağıda kervanları görüyordu; falancaların kervanı filâncaların kervanı... Baktı ki kervanların bir tanesinde bir deve kaybolmuş "Bizim deve nerde?" diye telâşa düşmüşler arıyorlar. Peygamber Efendimiz onların yanına yanaştı seslendi:

"--Deveniz falanca yerdedir o tarafa doğru gidin deveyi ordan alın!" diye devenin yerini söyledi.

Niye söylüyor? Yâni Kudüs'e giderken ne diye o işi bıraktı da bunu söylüyor?.. Sebebi hikmeti var. Bu delil olacak. Sonra gitti o kervandan ağzı kapalı bir su kabını açtı su içti Peygamber Efendimiz susamış... Niye içiyor? Kervancılar o suyun eksildiğini anladılar. Deveyi bulduktan sonra: "Yâ bizim su kabından su eksilmiş kimsenin içmemesi lâzım kim içti bu suyu?" diye akıllarına takıldı.

Sonra başka bir kervanın yanından geçerken onları gördü münakaşa ediyorlardı. Birbirleriyle kavga edip birbirlerini yaraladıklarını gördü.

Sonra Mekke-i Mükerreme'ye dönerken Ten'im denilen bir yer var Mekke'ye yakın Harem-i Şerif'e yirmi-yirmibeş kilometre bir yer... Şimdi Umre Mescidi diyorlar orda mescid yapılmış. Yirmiş beş kilometre... Biz şimdi yarım saatte onbeş dakikada gidiyoruz ama eskiden ordan yaya Harem-i Şerif'e gelmek ne kadar alırdı? Beş-altı saat alırdı. Yirmibeş kilometre kolay yürünmez. Ten'im'de kervanı gördü. Önde gri bir deve var o deveyi bir adam sürüyor kervanda şu mallar var... filân.

Şimdi Peygamber Efendimiz gelip de:

"--Ben Kuds-ü Şerif'e gittim yedi kat semâvâta çıktım cenneti cehennemi gördüm. -u Teàlâ Hazretleri'nin iltifatına mazhar oldum..." diye anlatınca müşrikler ve Ebû Cehil çok alay ettiler çok inkâr ettiler.

Ondan sonra Ebû Cehil Peygamber Efendimiz'in yanına geldi dedi ki:

"--Söyleyeceğin bir şey var mı?.."

Peygamber SAS Efendimiz:

"--Evet bu gece Mi'rac vâkî oldu." dedi.

Ebû Cehil:

"--Nere gittin nereye gittin?" dedi.

"--Kuds-ü Şerif'e gittim Mescid-i Aksâ'ya gittim ordan da semâvâta Mi'rac ile urûc eyledim." dedi.

"--Yâni şu anda bizim aramızdasın akşam da aramızdaydın geceleyin oldu bu işler; Kudüs'e kadar gittin bir de yukarılara çıktın öyle mi?.."

Peygamber Efendimiz:

"--Evet öyle!.."

"--Peki bu söylediklerini topluluğa karşı da söyler misin? Sırf bana mı söylüyorsun bunu kalabalık karşısında da söyler misin?" dedi.

Peygamber Efendimiz:

"--Söylerim." dedi.

Ebû Cehil bütün kavmine kabilesine seslendi:

"--Ey Kâ'b oğulları! Gelin bakın burda ne var?!."

Yâni dalga geçecek bir şey var demek istedi mendebur...

"--Gelin!" dedi.

Geldiler. Dedi ki:

"--Hani demin bana bir şeyler söylemiştin ya bunlara da söylesene!.."

Peygamber Efendimiz de dedi ki:

"--Bu gece İsrâ nasib oldu Mi'rac nasib oldu."

"--Nereye gittin?"

"--Kudüs'e gittim."

"--Aynı gecede sabahleyin aramıza geldin öyle mi?.."

"--Evet aranıza geldim."

Hepsi ellerine dizlerine vurdular başlarına vurdular birbirlerine baktılar. İnanmayan insanlar için normal. Hattâ bazı zayıf îmanlılar şöyle bir dilinin ucuyla müslüman olmuş insanlar da dinden çıktılar:

"--Aaa artık bu kadar da olmaz. Yâni bir gecede oraya gitmiş..." dediler.

Kitaplarda irtidat edenler olduğu yazılı. İman sağlam olacak! Sağlam olmazsa gidiveriyor.

Bunun üzerine bir tanesi koştu gitti --burası işin bildiğiniz tarafı-- Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz'e:

"--Yâ senin şu inandığın bağlandığın arkadaşım dediğin Ebül-Kàsım Muhammed'in söylediklerini duydun mu? Bu sefer neler söyledi biliyor musun?.."

"--Ne söyledi?" dedi.

"--Gûyâ Kudüs'e gitmiş gûyâ Mi'rac eylemiş. Artık böyle de olur mu?" diye anlatınca:

"--Bana bak kendiniz uydurmuyorsunuz değil mi? O bunu söyledi mi kulaklarınızla duydunuz mu?.."

"--Vallàhi söyledi işte duyduk şahitler var..."

"--Söylediği kesinse siz uydurmuyorsanız o söylediyse öyledir doğrudur!" dedi.

İşte Ebûbekr-i Sıddîk'ın îmanı sıddîk lakàbını aldığı an... Hiç tereddüdü yok; onun hak peygamber olduğunu biliyor 'ın ona ne kadar büyük lütuflar vereceğini biliyor hiç şekki şüphesi yok... Yalnız sordu:

"--Hakîkaten o mu söyledi yoksa siz mi arada fitne fesat yapıp karıştırıyorsunuz? Hakîkaten o söyledi mi?.."

"--O söyledi"

"--Tamam o zaman doğrudur." dedi Ebûbekr-i Sıddìk lakàbını aldı.

Ötekiler:

"--Mâdem öyle Kudüs'e gittiysen söyle bakalım Mescid-i Aksâ nasıldı?"

Peygamber Efendimiz hiç gitmemişti. Biliyorsunuz gençliğinde amcası Ebû Tàlib'le beraber Busrâ kasabasına kadar Ürdün'e kadar gitti Kudüs'e kadar gitmedi. Neden gitmedi?.. Orada Bahîra isimli rahib Ebû Tàlib'e dedi ki:

"--Bak bu yeğenin peygamber. Buranın ahalisi bunu anlarlarsa suikast yaparlar sen daha öteye gitme dön burdan..." dedi.

Onun için Peygamber Efendimiz Kudüs'ü hiç görmüş değil amma sordukları zaman... İnsan Kudüs'e gittiği zaman pencereye kapıya mı bakar yâni... Mühim olaylar olmuş peygamberlere imamlık yapmış muazzam bir olay yaşıyor. Olağanüstü bir ikrama mazhar olmuş büyük bir mucize karşısında insan kapıyı pencereyi mi sayar?..

Biz hacca gidenleri ayıplıyoruz. Orda oturuyorlar:

"--Hocam Mescid-i Haram'ın kaç kapısı var?"

Sana ne yâ?.. Namazını kıl ibadetini yap Kur'an'ını oku burda tavaf etmeye bak!

"--Bu kapının adı ne minaresi kaç tane?.."

Yâni ayıplıyoruz diyoruz ki:

"--Maddî şeyleriyle ne uğraşıyorsun? Zamanın mekânın mukaddesliğinden istifâde et sevap kazanmağa bak! Çarşıda pazarda ne dolaşıyorsun?" diyoruz.

Hacılara tenbih ediyoruz hocalar bunu hep tenbih ediyor. Siz de belki hacca gittiğiniz zaman arkadaşlarınıza söylüyorsunuz.

Peygamber Efendimiz bakar mı pencerenin nakışına şusuna busuna?.. Ama Peygamber Efendimiz üzülmesin diye gözünden perdeleri kaldırdı gözünün önüne Kuds-ü Şerifi Mescid-i Aksà'yı getirdi. Ordan bir bir söyledi ne sordularsa söyledi. Kapılarını anlattı pencerelerini anlattı nakışlarını anlattı sayılarını söyledi hepsini anlattı. Sustular ama tabii o durduğu yerden de görebiliyor asıl başka maddî delil lâzım!

"--Başka ne var?" dediler.

"--Yolda sizin Şam'a ticaret için gönderdiğiniz kervanları gördüm. Bir kervanda deve kaybolmuş onlara yollarını gösteriverdim. Susamıştım filânca devenin semerine bağlı su kabından su içtim gelince sorun!" dedi.

"--Hah işte bu bizim için tam bir vesika gelince sorarız." dediler.

"--Falanca kervan vardı bir başka tarafa giden orda da iki insan kavga etti ayaklarını yaraladılar." dedi.

"--Hah bu da bize delil olur." dediler.

"--Sonra bir de gelirken Ten'im'de yaklaşmış olan kervanınızı gördüm isterseniz onu da söyleyeyim; başında gri bir deve var onu şöyle bir adam çekiyor arkasında şu yükler var bu yükler var... O zaman gördüm biraz sonra güneş doğarken gelir." dedi teferruâtıyla anlattı.

Dosdoğru kervanın görüneceği Seniyye Tepesi'ne gittiler. O tepeden kervanı gözlemeğe başladılar. Beklediler beklediler:

"--Gelmiyor yalancı..." filân derken bir tanesi bağırdı:

"--Kervan geliyor!.."

Baktılar kervan geliyor gördüler öndeki deve gri tarifler aynen uyuyor. Ondan sonra öteki kervanlar gelince sorguya çektiler:

"--Evet devemizi kaybetmiştik bir ses bize 'deveniz şu tarafta' dedi gittik ordan deveyi bulduk. Evet öbür kervanda iki kimse kavga etmişti yaraladılar birbirlerini..." Tamam.

Şimdi bunları hem o müşrikler anladılar sustular; hem de ben size niçin anlatıyorum: -u Teàlâ Hazretleri her şeye kadir olan Mevlâ kudreti sonsuz olan Mevlâ Peygamber Efendimiz'i böyle kervandan su içecek şekilde tepeden onları seyredecek şekilde Burak'a bindirip Burak da adımını bir ufuktan bir ufuka atarak nasıl gittiyse sarsmadan üzmeden Peygamber Efendimiz'i Kuds-ü Şerif'e götürdü. İsrâ Sûresi'nin birinci âyetinde bu anlatılıyor ne büyük şeref ne büyük devlet...

Bunun adı İsrâ bu bir mûcize Kur'an-ı Kerim'le sabit...

e. Semânın Kapıları

Sonra Peygamber Efendimiz Kudüs'te peygamberlerle buluştu onlara namaz kıldırdı. Ondan sonra yerden göğe doğru direk gibi bir güzel yol gördü. Bakışına doyum olmayacak kadar güzel bir şey merdiven gibi bir şey bir nur... Çok güzel bir şey olduğunu söylüyor Peygamber Efendimiz. "Melekler burdan gelirler ölenlerin ruhlarını göğe burdan götürürler." diye anlattı Peygamber Efendimiz bunun ne olduğunu.

Bu Mi'rac ne demek? Mi'rac Arapça'da miftah fibi if'al vezninde... Bu ne gösterir? Alet ismi... Mi'rac ne demek? Alet-i urûc yâni yükselme aleti demek. Öyle bir şey ki insanı göğe doğru yükseltiyor. Nedir bu nasıl bir şey? İnsanın aklına asansör geliyor. Yâni asansör gibi nurdan bir şey ki Peygamber SAS Efendimiz ona bindi semâlara çıkmağa başladı. Bunun adı Mi'rac... Yâni Mi'rac mucizesi o Mi'rac denilen alete binip göğe doğru gitmesi ama; Mi'rac kelime olarak işte o nurdan merdiven veya asansörün adıdır.

Peygamber Efendimiz'in böyle nasıl gittiğini gösteren mühim bir şey daha var; Peygamber Efendimiz'den Mâlik ibn-i Sa'saa RA bu göğsünün yarıldığını sonra Mi'rac denilen merdiven gibi asansör gibi insanı hızla göğe doğru götüren şeyi anlatıyor ondan sonra Cebrâil AS'la beraber birinci semânın kapısına geldiklerini anlatıyor. Demek ki bu nurdan yolun bu semâların nihayetinde birer bekçisi var yâni herkes öbür tarafa geçemiyor. Peygamber Efendimiz diyor ki: (Festehteha) "Cebrâil AS semânın kapısının açılmasını istedi..." Mi'raca bindiler yıldızların arasından yukarıya çıktılar. Bizim tahlil edemiyeceğimiz kadar uzaklıktaki semânın kapısına geldiler durdular. Kapı var... Birinci semâ ile ikinci semâ arasında kapı var... Kur'an'ı Kerim'de semânın kapıları olduğu:

(Lâ tüfettehu lehüm ebvâbes-semâ') "Kâfirler için kötü insanlar için semânın kapıları açılmaz." diye geçiyor Kur'an-ı Kerim'de var ama nasıl olduğunu bilir. Bizim kapılar gibi değil her halde marangozun yaptığı kapılar gibi değil...

Oraya geldi Cebrâil AS:

"--Aç kapıyı yâ melek" dedi?

Kendisine:

"--(Kìle: Men ente?) Sen kimsin?" diye soruldu.

Muhterem kardeşlerim Cebrâil meleklerin en büyüğü... En büyük melek kim? Cebrâil... Peygamber Efendimiz onu nerde gördü? Asıl heyetiyle ilk defa Hıra Mağarası'nda gördü vahiy geldiği zaman gördü ondan sonra da Sidre-i Müntehâ'nın orda aslî şekliyle gördü. Bunlar Necm sûresi'nde de geçiyor tefsiri hadisi bilenler bilirler...

Semânın bekçisi melek:

"--Kimsin sen" diye sordu.

"--(Ene Cibrîl) Ben Cebrâilim.

Aleyhis-selâm Cebrâil'e selâm olsun. Büyük melek sevdiğimiz hürmet ettiğimiz... Bu sefer:

"--(Ve men meak) Yanındaki kim?" diye sordu.

"--Muhammed 'ın elçisi habîbi Muhammed-i Mustafâsı seçkin kulu safiyyullah nebiyyullah rasûlüllah rahmetullah sa'dullah ni'metullah hidâyetullah necmullah 'ın çok müstesnâ kulu Muhammed..."

Diyor ki:

"--Ona dünyada peygamberlik vazifesi verildi mi?"

Bak haberi yok. Demek ki o kadar uzaklar ki beş milyon yıllık yol diyoruz ya...

"--Verildi."

"--Onun buraya gelmesine izin var mı? Ona davet geldi de ondan mı gidiyor?"

Çünkü ordan öteye canlının gitmesi mümkün değil bu canlıyken gidiyor; soruyor işte:

"--Peygamberlik verildi mi müsaade var mı davet oldu mu?" diye soruyor.

"--(Kàle: Neam) Evet"

Cebrâil AS sabırlı cevap veriyor kızmak yok o da melek vazifeli... Bu en büyük melek ama o da semânın meleği işte öbür tarafa geçirmiyor...

Muhterem kardeşlerim burada bir nokta koyalım! Cebrâil AS'ın müsaadeyle geçtiği semâ kapısından Peygamber Efendimiz'in adının sanının vazifesinin müsaadesinin sorulduğu semânın kapısından bazı ameller geçemez! Amel ne demek? İnsanların işlediği ibadetler vs... Bazı ameller geçmez.

Melekler kulun yaptığı ibadeti tesbihi namazı orucu böyle alırlar arı vızıltısı gibi vızıltıyla oraya götürürlerken o melek sorar:

"--Dur!.. Bu ne ne götürüyorsunuz nereye götürüyorsunuz?"

"--İşte falanca kul şu ibadetleri yaptı şunları şunları yaptı; onları götürüyoruz."

"--Geriye götürün bunları o herifin yüzüne çalın kafasına patlatın onun! O adam riyâkâr bana: 'Riyâkârların amelini burdan öteye geçirme!' dedi ben onun amelini yukarı geçirmem." diyor

Semâ kapıları oyuncak değil bilin bunları... Bir taraftan da titreyelim korkalım! Münafığın mürâinin riyâkârın günahkârın amellerini geçirmiyor. Bunun bilin bir...

Bir de müjdeli tarafını söyleyeyim muhterem kardeşlerim: Gece olunca sadece bir gecenin değil her gecenin yarısı geçince üçte biri geçince üçte ikisi geçince bir miktarı geçtikten sonra semânın kapıları açılır! Ne demek istiyorum?.. "Gece kalkıp teheccüd namazına zikre tesbihe istiğfara girişin!" demek istiyorum. O zaman semânın kapıları açılır. Bekçi yok kapıda tevbe et dua et ibadet et... Geri çevirir haa!.. Ne yüzümüz var ne halimiz var? Ama geceleyin dualar makbul oluyor göğün kapıları açılıyor. O zaman -u Teàlâ Hazretleri'nin dergâhına ibadetlerimiz dualarımız kontrolsüz engelsiz ulaşıyor.

Bundan ne çıkartıyoruz? "Geceleri kalkın gecenin yarısı geçince üçte biri geçince üçte ikisi geçince ne zaman kalkarsanız kalkın münâsib bir zamanında abdest alın namaz kılın tevbe edin dua edin de o gecenin o mübarek vaktinden istifade edin!" diye söylüyoruz. Çünkü Mi'rac gecesi senede bir defadır ama her gecede bu devlet bu saadet bu imkân bu fırsat vardır; onun için söylüyorum.

Geceleyin ibadet etmek için akşam erken yatın uykunuzu alın teheccüde kalmaya kendinizi alıştırın. Bu Müzemmil Sûresi'nde geçiyor -u Teàlâ Hazretleri başka âyetlerle Peygamber Efendimiz'e tavsiye etmiş:

(Ekımis-salâte lidulûkiş-şemsi ilâ gasekıl-leyli ve kur'ânel-fecr inne kur'ânel-fecri kâne meşhûdâ. Ve minel-leyli fetehecced bihî nâfileten lek asâ en yeb'aseke rabbüke makàmen-mahmûdâ.) Peygamber Efendimiz'i teşvik ediyor; "Geceleyin kalk teheccüd namazı kıl Rabbın seni makam-ı mahmûda ulaştıracak onun şükrünü edâ et onun için çalış!" diyor Peygamber Efendimiz'e...

Bize de fırsat bizim için de büyük fırsat... Gecelerin kıymetini bilin ömrünüzün saniyelerinin kıymetini bilin; akşamları geceleri kahvelerde harcamayın! Akşam erken yatın yatsı namazın kılın yatın gece kalkın göğün kapıları açıkken 'a yalvarın!.. Bu gece de açılacak bu gece Mi'racdır kandil olduğundan değil her gece açılıyor ve -u Teàlâ Hazretleri semâ-i dünyaya nüzûl eyleyip; ne demek bu kelimelerin Türkçe'si? -u Teàlâ Hazretleri en yakın semâya lütfuyla keremiyle teşrif eyleyip inip kullarına seslenir. Ama semâ-i dünyanın ne kadar büyük olduğunu demin söyledik... Ordan seslenir:

"--Yok mu benden affını isteyen?!.. Haydi affını istesin affedeceğim. Yok mu benden rahmetimi isteyen?!.. Dilesin vereceğim. Yok mu benden bir duası talebi olan?!.. İstesin haydi vereceğim!.." dediği zamanlar var gecenin içinde...

O fırsatı kaçırmayın o pazarı kaçırmayın! Güneşi üstünüze doğdurmayın gece ibadetini kaçırmayın!..

f. Mi'racın Süresi

Bakın eğer İsrâ ve Mi'rac hadisesi rüyada olsaydı bedenen olmasaydı melek niye durdursun? Bizi durdurmuyor ki; kıyameti görüyoruz sıratı görüyoruz rüyada görüyoruz o zaman insan durmuyor. Demek ki gerçek bir seyahat ki melek durduruyor sorgu sual soruyor. Muhterem kardeşlerim burdan anlayın ip uçlarından olayın büyüklüğünü anlayın! Olayı küçültmeyin olayın muazzamlığını anlayın diye bunları söylüyorum okuyorum sahih kitaplardan söylüyorum.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Sonra bu olayın vuk bulduğu müşriklerin inkârından da belli; kâfirlerin müşriklerin inkâr etmesinden de bu olayın olduğu anlaşılıyor. Demek ki Peygamber Efendimiz söylemiş ki inkâr etmişler. Söylemeseydi inkâr ederler miydi?.. Demek ki Peygamber Efendimiz söylemiş demek ki bu olay var ki kâfirler inkâr ediyorlar. Olmayan şey inkâr edilir mi? Hiç böyle bir şey olmasaydı böyle bir inkâr da kitaplara girmezdi; ordan anlayın.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Tabii yedi kat semâyı geçti semâlarda neler gördü?.. Bunlar bir hadise sığmaz. Peygamber SAS Efendimiz'in çok hadis-i şeriflerini okudum. Bunlar Sıhah-ı-Sitte'de altı sıhhatli hadis kitabında yazılan sapasağlam rivâyetler çoğu Peygamber Efendimiz'in Mi'racdaki müşahadeleri... Mi'racla ilgili çok bilgi var ciltlerle bilgi var çok şeyler göstermiş -u Teàlâ Hazretleri...

Mi'rac hadisesi ne kadar sürmüş?.. Rivâyetlere göre üç-dört saatte deniliyor. Yâni Ümm-ü Hâni Hazretleri'nin evinde yattı Harem-i Şerif'e geldi abdest aldı manevî hazırlıklar tamamlandı. Kuds-ü Şerife gitti namazları kıldı yukarıları dolaştı geldi Ümmü Hâni Hazretleri'nin evine döndü. Üç-dört saatlik bir şey...

--Bu kısa zamanda bu kadar geniş müşahadeler olur mu?

--Olur!..

Olduğunun isbatı şu: Şimdi burda beni dinleyen kardeşim var arkadaşlarım var siz de kendinizden biliyorsunuz; insan bazen dalıyor. Meselâ arkadaşlarıyla konuşurken dalıyor insan... Gece uyumamış yorulmuş çok çalışmış başı önüne düşüyor uyuyor. Bir uyuyor bir uyanıyor insan rüya görüyor... Şimdi burdaki arkadaşımı niçin söylüyorum? Biz onunla bir yere gidiyorduk otobanda arabayı sürüyor ben de kendisiyle konuşuyorum gündüz:

"--Hay yâ!.." dedi elini dizine vurdu

"--Ne oldu çıktığımız şehirde bir şey mi unuttun?" dedim. Yâni "Hay şunu alacaktım almayı unuttum dönelim mi demek istiyorsun?" dedim.

"--Yok..."

"--Ee niye 'Hay !' dedin?"

"--Uyudum." dedi.

"--Ben seninle konuşup duruyorum ne zaman uyuyacaksın?" dedim

"--Uyudum rüya bile gördüm." dedi.

Bak bazı şeyler çok çabuk görülüyor yâni buna ne derler?.. Bast-ı zaman derler. Evliyâullah'ın kerâmetlerinde de vardır bu... Yâni bir anın içine bir sene sığıyor bazen... O kadar anlatayım anlayan anlar bilen bilir... İnsan uykuya şöyle bir başı bir düşer bir kalkar; ondan sonra bir saat gördüğü rüyayı anlatır. Neden hızlı oluyor bu neye benzer? Burdan iki saat konuşmayı banda alıyorsun makineye takıyorsun zızzt öteki banta geçiyor.

"--Ne çabuk geçti?.."

"--Geçer."

İşte bu aletlerde çabuk olduğu gibi bu manevî alemde de zaman içinde zaman oluyor zaman genişliyor insan bir çok şeyleri müşahade ediyor kısa zamanın içine sığıyor. Anladınız mı? Böyle oluyor bu işler...

g. Mi'racda Görülenler

Çok şeyler gördü sayfalarla ciltlerle nereleri gördü kısaca sıralayalım: Bir kere yedi kat semâyı gördü oradaki Peygamberleri gördü; Âdem AS'ı Yusuf AS'ı İdris AS'ı Davun AS'ı Musa AS'ı gördü. Musa AS'la uzun boylu görüştü. İbrâhim AS'ı İbrâhim AS'ın nasihatlerini tavsiyelerini dinledi. Bunların hepsini geçti; Kürsî'yi gördü Arş-ı A'zam'ı gördü onların meleklerini gördü. O muazzam Arş-ı A'lâ'yı tutan dört tane meleği gördü.

Ondan sonra -u Teàlâ Hazretleri ona cehennemdeki azab gören insanların azablarını göstedi... Misal bir tanesini söyleyeyim: Cebrâil AS'la gidiyorken bakıyor ki bir adam eline kocaman bir kaya alıyor öteki adamın adamın kafasına şiddetle vuruyor; kocaman bir kaya zor kaldırdığı bir kayayı vuruyor. Adamın kafası parça parça oluyor beyni kemikleri dağılıyor. Ama tekrar kafası bir araya geliyor toparlanıyor. Tekrar vuruyor tekrar dağılıyor; tekrar vuruyor tekrar dağılıyor; tekrar bir araya geliyor tekrar dağııyor... Soruyor:

"--Yâ Cebrâil bu ne haldir?.."

Tabii hadis uzun ama ben kısaca hülâsasını anlatıyorum size...

"--Bu adam müslümandı..."

Bakın bir dikkat edin!..

"--Bu adam müslümandı kırılan bu kafasıyla namazın farz olduğunu biliyordu ama namaz kılmıyordu. İşte bu melek bunun kafasına ondan vuruyor."

Bak azaba bak!.. "Sen bu kafayla hem 'ın emirlerini bildin hangi kafaya hizmet ettin de o emirleri tutmadın?" diye...

Peygamber Efendimiz bunları gördü. Kimisinin dilleri ateşten makaslarla kesiliyor kimisinin tenasül uzuvlarından korkunç pis kokular çıkıyor; onlar zina eden insanlar ötekiler gıybet eden insanlar... Cehennemde bunları gördü cenneti gördü kendisine verilen kevser şarabının kevser nehrini gördü.

(İnnâ a'taynâkel-kevser.) [Rasûlüm kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.] Onu gördü... Sidretül-Müntehâ'yı gördü Tûba ağacını gördü...

Mekke'den Kudüs'e kadar Burak'la seyahatin vasıtaları değişiyor; Kudüs'ten fezâya Mi'racla asansör gibi merdiven gibi nurdan bir araçla çıktı. Uzaydan Sidretül-Müntehâ'ya kadar cenneti cehennemi Levh-i Mahfûz'u kalem-i ezeli ordaki Beyt-i Ma'mur'u... vs. ziyaret etti. Cebrâil AS hepsini gösterdi izahat verdi; bütün onları gördü... Yâni Rasûllullah Efendimiz anlattığı bildirdiği şeylerin hepsini gözüyle gördü. Sidretül-Müntehâ'ya geldiler Cebrâil AS durdu.

Peygamber Efendimiz dedi ki:

"--Yâ Cebrâil buyur daha öteye gidelim yolcu yol arkadaşını yarı yolda bırakır mı? Hadi gel gidelim!"

Cebrâil AS dedi ki:

"--Yâ Rasûlallah benim takatim benim hududum buraya kadar; ben burdan bir adım öteye gidersem yanarım benim varlığım burdan ötesinin tahammülüne uygun değil burdan öteye tahammül edemem!" dedi.

Sidretül-Müntehâ'da Cebrâil AS kaldı. Kur'an-ı Kerim'de Sidretül-Müntehâ geçiyor Kur'an-ı Kerim'de geçti mi akan sular durur! Yâni "Sahih rivâyet mi?" vs. demeğe hacet kalmaz delil aramağa lüzum kalmaz. Sidretül-Müntehâ'ya geldi ne oldu?

Söyleşirken Cebrâil ile kelâm
Geldi Refref önüne verdi selâm.


Cebrâil "Ben gidemem daha öteye yâ Rasûllallah!" derken Refref geldi Peygamber Efendimiz'in önüne... "Böyle bir yeşil satıh" diyorlar "bir melek" diyorlar; nasıl bir mübarek varlıksa çok güzeli bir varlık... Refref geldi selâm verdi:

"--Esselâmü aleyke yâ Rasûllallah yâ Cebrâil!..."

Nasıl geçti o konuşmaları kim bilir orda neler oldu?.. Peygamber Efendimiz Refref'e bindi. Mi'ractan yukarı çıktıktan sonra öbür tarafları neyle dolaştı asansörden indikten sonra nasıl dolaştı?.. Cebrâil'in kanadında dolaştı Mikâil'in kanadında oraları dolaştı Sidretül-Müntehâ'ya kadar...

h. Huzur-u Rabbül-Alemîn'e Varış

Ondan sonra? Ondan sonra Refref'le gitmeğe başladı. Öyle yerlere geldi ki ne mekân var ne zaman var hiç bir şeyin olmadığı... Tabii öyle işte bak fezayı ne güzel tarif ediyor Rasûlullah Efendimiz!.. Ne kadar güzel söylüyor ne kadar doğru söylüyor. Başka türlü söylese olmaz.

Bir fezâ oldu o demde rû nümâ
Ne mekân var anda ne arz u semâ.


Hiç bir şey olmayan değişik bir şey.

Kim ne hâlidir ne mâli ol mahâl
Akl u fikr etmez o hâli fehm ü hâl.


Keşke Süleyman Çelebi'nin sözlerini herkes tam anlasa: "O mekânlar ne boştur ne de doludur..." Hâli boş demek mâli dolu demek... "O mahalleri ne boş diyebilirim ne dolu diyebilirim; akıl ve fikir bu işin sırrını anlayamaz çözemez." diyor. Aklın almayacağı şeyler...

Ref olup ol şâha yetmişbin hicâb
Nûr-u tevhid açtı vechinden nikàb.


İnsan bunu anladı mı şimdi burda feryadların havaya çıkması lâzım! "Yâ !.. !.." filân diye herkesin şaşırması lâzım!.. Millet anlayamadığı için susuyor. Ne diyor: "O Şah-ı rusûle perdeler kaldırılıp tevhid nuru cemâlini gösterdi." diyor. Titrer erir insan mum gibi erir... Perdeler kalktı yetmişbin hicab kalktı. -u Teàlâ Hazretleri'nin yetmişbin nurdan yetmişbin zulmetten perdeleri olduğu bildiriliyor; o perdeleri geçti.

Her birinden geçer iken ilerü
Emr olurdu: "Yâ Muhammed gel berü!"


"İlerü" diyorlar Süleyman Çelebi zamanında telâffuzu böyle... Hani Karadenizliler "Cel cel!" diyor. Süleyman Çelebi de "İlerü berü" diyor. Biz şimdi başka türlü söylüyoruz.

Her perdeyi geçtikçe 'dan davet oluyordu: "Daha yakın gel Rasûlüm habîbim daha yaklaş daha yaklaş!" diyordu -u Teàlâ Hazretleri... Perdeler kalkıyordu Rasûllüllah Efendimiz tevhid nurunu müşahade ediyordu.

Ne güzel anlatıyor değil mi?.. Süleyman Çelebi anlatıyor... Öyle bir anlatmış ki Süleyman Çelebi'ye çok büyük mükâfatlar vermek lâzım! Aşk olsun amma mübarek sanatkârmış... Anlatılamayacak şeyleri ne kadar güzel anlatıyor. Çok müthiş anlatıyor. Çok alim adammış çok àrif adammış çok zarif adammış. şefaatine erdirsin cennette buluştursun:

"--Yahu sen Süleyman Çelebi misin? Ver elini öpeyim be!.. Ayağını da öpeyim!"

"--Neden?"

"--Sen Rasûlullah'a medihler yazdın sen Rasûlullah'ı seviyordun sana kurban olayım!.."

Şeş cihetten ol münezzeh Zül-Celâl
Bî-kem ü keyf ona gösterdi cemâl.


Târifin güzelliğine bak: "Altı yönden münezzeh olan -u Teàlâ Hazretleri niceliksiz niteliksiz bir şekilde Rasûlullah'a kendisini gösterdi." Hadi bakalım mekândan münezzeh tarifsiz keyfiyetsiz kemiyetsiz... Tabii öyle olur. Neden?.. Çünkü:

(Leyse kemislihi şey'ün) 'a benzeyen bir şey bile yok ki anlatılsın anlatılamaz da ondan. 'a benzeyen bir şey yok!

(Velâ tadribû lillâhil-emsâl) "'ı anlatmak için misâller vermeye filân kalkışmayın!" Neden?.. Onun gibi yok ki neyi misâl vereceksin?.. O işte ...

(Allàhu lâ ilâhe illâ hû elhayyül-kayyûm) [O öyle 'tır ki kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O Hay'dır Kayyûm'dur.]

(Allàhu lâ ilâhe illâ hû lehül-esmâül-hüsnâ) [O öyle 'tır ki kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. En güzel isimler ona mahsustur.]

(Huvallàhüllezî lâ ilâhe illâ hû elmelikül-kuddûsüs-selâmül-mü'minül-müheyminül-azîzül-cebbârül-mütekebbir) [O öyle 'tır ki kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O mülkün sahibidir eksiklikten münezzehtir selâmet verendir emniyete kavuşturandır gözetip koruyandır üstündür istediğini zorla yaptıran büyüklükte eşi olmayandır.]

Her birini oku anla yut hazmet arif kul ol cahil kalma!.. Rasûlullah Efendimiz cemâlullahı gördü 'ın huzuruna vardı sen de hiç olmazsa ma'rifetini anla hiç olmazsa bilgisini anla!..

--Ne demek bilgisi ma'rifetullah?.. Bu adam àrif adam ne demek?

bilgisine âşinâ gönlüne bilgisini ihsân etmiş.

Şimdi bunlar ne diyor?

"--Oh my God!.. Güris God"

Gel buraya bırakmam seni!.. God derken neyi kastediyorsun? Gel anlat bakalım otur şuraya 'My God' dedin kimi kasdettin? Söyle bakalım; 'Güris God' derken neyi kasdettin? Anlat bakalım... Vah zavallı vah! Tüh be yazıklar olsun! Sen hiç bir şey anlamamışsın yâ senin ma'rifetten hiç nasibin yok yâ!.. "God God" diyorsun da ben benim Rabb'imi anlıyordum da neyse biraz zevk alıyordum. Hay ! müstehakını versin hidayet versin... Böyle şey olur mu?.. God dediği; ellerinden ayaklarından tahtaya çivilenmiş bir cesedi kasdediyor.

Öyle şey olur mu Hazret-i İsâ'dan önce insanlar yok muydu?.. Hazret-i İsâ'dan önceki insanların God'u kimdi Rabb'i kimdi? Onu anlasana "Lâ ilâhe illallah" desene Rabbül-âlemîn'in anlasana!..

Onun için ma'rifeti bilmek lâzım!..

Âşîkâre gördü Rabbül-izzet'i
Âhirette öyle görür ümmeti!..


Kısa hülâsası bu... Peygamber Efendimiz Mi'rac'da Rabb'ini âşikâre gördü. Âşikâre ne demek? Ayan beyan demek.

--İyi görmüş de!..

Tamam sen de üzülme; mü'min olursak cennete gidersek 'ın sevdiği kul olursak âhirettede biz de öyle göreceğiz.

Sahabe-i kiram sordular:

"--Rabbimizi görecek miyiz yâ Rasûlallah?" dediler.

"--Evet mehtap olduğu zaman mehtabı görmekte insanlar birbirini engelliyor mu? Engellemiyor herkes mehtaba baktı mı görebiliyor. O kadar âşikâr olarak siz de göreceksiniz."

Aman îmana sımsıkı sarılın!.. Bize para lâzım değil bize mevki makam lâzım değil... Biz bu dünyada imtihan için geldik bize îman lâzım bize İslâm lâzım; aman İslâm'dan ayrılmayın!.. Aman marka dolara aldanmayın aman dünyaya kapılmayın!.. Fânî dünya yalan dünya...

Yalan dünyasın yalan dünyasın
Evliyaullahı alan dünyasın
Dönüp arkasından bakan dünyasın!


Hiç kimseye vefası yok bu dünyanın. Aklını başına topla 'ın sevgili kulu olmağa bak!.. Mark ve dolar para etmez mevki makam para etmez --bir de lafı kendime döndüreyim-- profesörlük para etmez müftülük para etmez hocalık para etmez... 'ın sevgili kulu olacaksın. 'ın sevdiği kul olacaksın 'ın emrini tutan kul olacaksın.

Sen hangi çocuğunu çok seviyorsun hangi arkadaşını seviyorsun hangi insanı seviyorsun?.. Bir insan nasıl sevilir niçin sevilir ne zaman kızılır ne zaman sevilmez?.. Düşün Rabb'ine kendini sevdirmeğe çalış! Gerisi boş... Rabb'in seni sevmezse cümle cihan halkı sana yardım edemez! seni severse cümle cihan halkı sana zarar veremez!.. İbrâhim AS'a zarar veremedikleri gibi.

İbrâhim AS efe bir adamdı mübarek bir adamdı. Peygamber Efendimiz İbrâhim AS'ı görmüş. İbrâhim AS çok güzel yüzlüydü küçük çocukları etrafında toplamış onları terbiye ediyordu. Genç yaşta çocuklar İbrâhim AS'a emanet edilmiş orda... Çok güzel yüzlüydü diyor.

İbrâhim AS puta tapmadı Ay'a Güneş'e tapmadı. Bâbilliler'in tanrılarına putlarına tapmadı. Ne yaptı? "Bunları yaratan alemlerin Rabbi var!" dedi "Bunlara tapmayın!" dedi. Bir de kızdı erkekçe mertçe söyledi. Bâbil kavminin hepsine:

"--Ben sizin bu putlarınızı kıracağım!" dedi İbrâhim AS...

Sonra da bir merasim gününde hepsini kırdı kırdı da onu ateşte yakmak istediler. Ateşe attılar ama yakamadılar. Neden? bir kulu sevdi de korudu mu cümle cihan halkı ona zarar veremez! Onun için 'ın sevgili kulu olmağa çalışmak lâzım!..

i. Dünya Malı ve Cömertlik

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Mühim olan 'ın sevdiği kulu olmaktır hepsi boştur. İnsan sonunda her şeyin boş olduğunu anlıyor. Peygamber SAS'in bir hadis-i şerifi var diyor ki:

"--Siz hepiniz başkasının malını seversiniz hanginiz var içinizde başkasının malını sevmeyip de kendi malını seven hanginiz kendi malını seviyor?"

Peygamber Efendimiz nükteli konuştu ince bir şey söyledi diye anlayamıyorlar:

"--Yâ Rasûlallah herkes malını sever. Baksana vermiyor; istiyorsun istiyorsun vermiyor."

El böyle açılmıyor istersen uğraş pehlivanlar gelsin açamıyor bunu; vermiyor. Malı çok seviyor sımsıkı sarılmış bırakmam diyor. Herkes malını seviyor.

Peygamber Efendimiz diyor ki:

"--Harcamayıp harcamayıp biriktirip biriktirip de gittiğin mal kimin?.. Mirasçının!"

Sen kimin malını seviyormuşsun koruyormuşsun bekçilik yapıyormuşsun?.. Veresenin malını bekliyormuşsun. Yemedin içmedin rahat etmedin harcamadın hayra sarfetmedin cihada vermedin; mirasçılar bak şimdi nasıl yiyorlar çatır çutur...

"--Amma bol harcıyorlar. Ben bu kadar para harcamazdım yâ... Hiii ben bu paraları nasıl kazandım alnımın teri buralardan böyle damlayarak şapır şapır aşağı döküldü. Bunlar böyle harcanır mı?.."

Harcanır. Kolay gelen kolay harcanır. Sen yoluna harcamadın başkasının malını seviyorsun.

İnsanın kendi malı hangisidir muhterem kardeşlerim? yoluna verdi mi kendi malı olur. 'ın sevdiği yola verdi mi kendi malı olur. Nerden belli?.. Peygamber Efendimiz bir gün kurban kestirdi dedi ki:

"--Ben camiye gidiyorum kurbanı dağıtın!"

Evdekilere talimat verdi emir buyurdu camiye gitti. Kurbanı kestiler. Çok dikkat edin çok hoşuma gidiyor zihnimde iyice kaldı. Peygamber Efendimiz gelince sordu:

"--Ne yaptınız kurbanı kesilen hayvanı kuzuyu?.."

Diyorlar ki:

"--Yâ Rasûlallah hepsini emriniz üzere dağıttık kolunu dağıttık budunu dağıttık kaburgasını dağıttık yüreğini dağıttık kuyruğunu dağıttık; sadece bize bir kolu kaldı."

Efendimiz kol etini severdi budu değil de ön kolu severdi. Ön kol biraz yağsız oluyor galiba kasaplar bilir hepiniz bilirsiniz. Lezzetli oldu mu herkes nasıl bilir? İyi baklavanın nerde olduğunu herkes gözü kapalı gider alimallah iyi eti de bilir...

"--Ön kolu kaldı sadece; hepsi gitti bir ön kolu bizim oldu" deyince; Efendimiz de:

"--Demek ki ön kolu hariç hepsi bizim oldu." dedi.

Neden? Dağıttı sadaka verdi hayır verdi sevap yazıldı âhirette gitti onun oldu. Yedi yediği dünyada kalacak. İşte bunu anlamıyoruz. Peygamber Efendimiz'i neden sevdi İbrâhim AS'ı neden sevdi? İbrâhim AS'ı neden halîlullah seçti? Halîl samîmî dost... Çünkü çok cömertti. Peygamber Efendimiz de çok cömertti. Cömert olacaksın!

Cömertliğin üç çeşidi var üç tabaka birisinden birisi sana yarar mutlaka yarar:

1. Mal cömertliği. Paran varsa yolunda harca hayır yap cami yaptır çeşme yaptır fakir talebelere ver dullara ver hastalara ver hastahane yaptır bir şeylere harca işte böyle sevaplı şeyi ara bul yap. Mal cömertliği...

2. Ten cömertliği vücut cömertliği. Bu ne demek? Etini kesip budunu kesip ciğerini böbreğini satmak mı?.. Hayır... Ten cömertliği ne demek? Hizmet demek. Vucüduyla koşturacak hizmetine...

--Camiye hizmet mi lâzım badana mı lâzım? Taman ben yaparım? Ver bakalım kovayı fırçayı getir!

Tamam işte bak cami tertemiz oldu bahar temizliği elhamdü lillah... Ne yaptı bu adam? Hizmet verdi. İşte bu ten cömertliği...

--Falanca kimse hastaymış!

--Ee vay hasta mı yâ?

--Ben onu geçen gün gördüm zavallı hastalanmış şekeri artmış hastahaneye düşmüş de evde hanımı var...

--Öyle mi?!.

Hemen kapıyı çalıyor:

--Hacı abla hastalanmış hoca ağabeyimiz bir ihtiyacın var mı? Söyle çarşıdan pazardan alayım geleyim!..

--Yok teşekkür ederim razı olsun...

--Vardır vardır...

Hemen gidiyorsun bakkaldan bilmem nerden şurdan burdan malzemeleri dolduruyorsun... Adam yok evde hacı teyze mi gitsin alış-veriş yapsın? Hemen götürüyorsun veriyorsun... Nedir bu?.. Hizmet ten cömertliği. Mal cömertliği para vermek; ten cömertliği hizmet etmek... 'a hizmet etmek camiye hizmet etmek Kur'an'a hizmet etmek bir müslüman garibana hizmet etmek... Hepsi makbul...

3. Bir de can cömertliği var. Can cömertliği canını vermek. Bir gül bahçesine girercesine kara toprağa girmeğe can atmak kalkıp gitmek "u-ekber... u Ekber... ... ..." diye diye cihad etmek canını vermek şehid olmak...

Geldi birisi dedi ki:

"--Yâ Rasûlallah ben ayyaş bir adamım içerim ben. Şimdi harb oluyor şimdi müslüman olsam sana inansam bağlansam şu savaşa girsem ölsem cennete girer miyim?"

Peygamber Efendimiz:

"--Girersin!" dedi.

"--İçkiciydim namaz da kılmadım yâni bir hayrım hasenâtım da olmadı..."

"--Girersin!" dedi.

Neden?.. İnsan: "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" dedi mi bütün günahlarının hepsi cızzt silinir. Gelsin bir Alman: "Eşhedü en lâ iâhe illallah" dese bütün eski küfrü inkârı zinası içkisi hepsi silinir muhterem kardeşlerim!.. Neden? İslâm kendisinden önceki İslâm'dan önceki bütün hayatını rezaletini siler ondan...

"--Cennete girersin!" dedi

Ne olacak? cennete girecek namaz kılacak vakit yok.

"--'Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûluh.' Uzat elini bey'at edeyim yâ Rasûlallah!" dedi.

Pamuk gibi sıcacık mübarek elini tuttu Peygamber Efendimiz'in beyat etti ona:

"--Tâbiyim sana yâ Rasûlallah emrindeyim inandım sana mü'minim müslümanım bağlandım sana" dedi.

Ondan sonra neşeli müslüman olduğundan keyifli. "Şurda birazcık karnımı doyurayım da düşmanla iyi çarpışayım!" dedi. Oturdu torbasından hurmaları çıkarttı. Bir iki tane atarken: " orda cennet duruyor ben burda hurma yiyorum! Cennete girmekte gecikirim." dedi hurmayı savurdu kenara attı. "Yâ !" dedi girdi cihada... Çarpıştı şehid oldu cennetlik oldu.

Bu ne?.. Can cömertliği... Canını veriyor başkası veremez mü'min verir. Canını mü'min insan verir mü'minler verir. Ecdadımız verdi nur içinde yatsınlar. Şehitlerin şefaat hakkı var şefaatlerine erdirsin. için şehid oldular.

Bizim aileden kaç tane?.. Dedem gitmiş amcam gitmiş dayım gitmiş akrabamız gitmiş; Çanakkale'ye yakınız ya biz... Ooo kaç tane şehid var şehid torunuyuz. Onların hürmetine memleketi istiklâli kurtuldu.

İnsan ne olacak?.. 'ın sevdiği bir şeyleri bulacak onları yapacak. 'ın rızasını kazanacak. Şu kâinatın Rabbi'nin mülkün sahibinin kudret-i külliye sahibi yaradanının varlığını birliğini bilecek; "Yâ Rabbî eski hayatım sana mâlum ben pişmanım. Amma bu Mi'rac Gecesi'nde gönlüm yumuşadı yâ Rabbî bundan sonra sana iyi kulluk etmek istiyorum ne emredersen yapacağım!" diyecek. İnsan 'ın rızasını arayacak...

Bizim bu dünyadaki amacımız nedir? Amaç gàye nedir:

(İlâhi ente maksdî ve rıdàke matlûbî) "Yâ Rabbî gàyem amacım sensin; ben senin rızanı kazanmak istiyorum yâ Rabbi! Onun bunun iltifatı alkışı bana lâzım değil; parası pulu bana lâzım değil; sevmesi beğenmesi bana lâzım değil..."

Bir çok hatalı işi neden yapıyoruz? Bakıyorum adam fıkra anlatıyor tüylerim diken diken oluyor. Öyle fıkralar anlatıyor ki --müstehcen değil müstehcenler ayrı-- ben korkuyorum tüylerim diken diken oluyor; "Ne yapıyorsun yâhu?" diyorum. Meselâ fıkra: Adam cennete girmiş de... Eee?!. Bakmış cennette softalar varmış. Uzun sakallı bilmem ne... Beğenmemiş orayı da: "Ulan bizim arkadaşların hiç birisi burda yok!" demiş. Ondan sonra bir dilekçe vermiş de yâni:

"--Ben buraya yanlışlıkla girdim ben cennetlik insan değilim beni cehenneme sevkedin!" demiş.

Dilekçesi kabul olmuş da cehenneme gitmiş de kapıdan girer girmez kafasına bir tokmak vurmuş zebânîler kafası parçalanmış.

"--Yâhu niye vuruyorsunuz? Ben böyle cennetten baktığım zaman burada böyle bir şeyler görüyordum."

"--O bizim propaganda servisimiz." demiş de filân...

Kih kih kih kah kah kah... Yâ sen neyle alay ediyorsun sen neyi anlatıyorsun delirdin mi?.. Din oyuna gelir mi? Cennetle cehennemle dalga geçilir mi?.. "Cennet senin olsun ben cenneti istemem!" bilmem böyle ne laflar insan neler duyuyor saklasın akıl fikir versin... Ne yapacağız? (İlâhi ente maksûdî ve rıdàke matlûbî) Amacımız 'ın rızasını kazanmak; 'ın rızasını kazanmak için neler yapmak gerekiyorsa yapacağız.

Peygamber Efendimiz diyor ki bakın İslâm'ın güzelliklerinden:

(Dînârun enfaktahû fî sebîlillâh) " yolunda harcadığın para... Bir yolunda harcanan para; cihada hacca umreye harcanan para; (ve dînârun enfaktehû fî rakabetin) köle azad etmek için yardım olsun diye bir müslüman esir kölelikten kurtulsun diye harcadığın para (ve dînârun tesaddakat bihî alâ miskîn) sadaka olarak fakire fukaraya verdiğin para (ve dînârun enfaktehû alâ ehlik) ailene harcadığın para..."

Bunların sevabı en fazla olanı hangisi bilin bakalım? yolunda harcanan hacca umreye cihada harcanan; kölelikten kurtarmak için insanlar kurtulsun diye harcanan fakirler doysun yesin içsin diye harcanan; ailesine harcanan dört paradan en hayırlısı hangisidir?..

(A'zamühâ ecran ellezî enfaktehû alâ ehlik) Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"--En sevaplısı ailene harcadığındır."

Bak İslâm aile muhabbetine ne kadar önem veriyor. Evine file götürüyorsun ya hanımına çoluğuna çocuğuna yiyecek içecek götürüyorsun ya en sevaplı harcama o... Bak İslâm ne kadar güzel bir din!.. Hepsi güzel de ama aile muhabetine ne kadar önem veriyor. İşte 'ın rızasını kazanmanın çaresine bakacaksın!..

j. En Faziletli İbadet: Zikrullah

En sevaplı işlerden birisi hangisidir? En sevaplı işlerden birisi zikrullahtır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"--En faziletli ibadet zikrullahtır."

Diyorlar ki:

"--Cihaddan da mı daha faziletli?.."

"--Evet kılıcını alsan düşmana saldırsan onlara kılıç vursan onlar da sana kılıç vursa kılıcın kırılsa hayvanın yaralansa bile zikrullah daha üstündür." diyor.

Sevaplı ibadetlerden birisi...

--Aman hocam bu zikrullah hangi pazarda satılırsa biz de alalım. Bak çok sevaplıymış. Bunu biz de yapalım bu zikrullah nasıl yapılır?

Kolay Peygamber Efendimiz tavsiye etmiş. Bak bu Ümm-ü Hânî Hazretleri halası ya evine gittiği... Ona bir hadis-i şerifte diyor ki:

"--Günde yüz defa "Lâ ilâhe illallah" de çok sevabı var. Bundan büyük sevap olamaz ancak birisi daha çok yaparsa alabilir." diyor.

Al işte yüz tane "Lâ ilâhe illallah" de... Ne olur yâni bir yerinden bir şey mi eksilir zaman mı çok geçer? Hayır zaman bakımından kısa söylemek bakımından kolay.

--Yâ ben bunu otobüste bile yaparım. Bir istasyondan öteki istasyona gidinceye kadar cebimde yüz defa tesbihi bir çevirdim mi yüz defa "Lâ ilâhe illallah" derim.

İşte bak kolay sevabı en çok mizanda en ağır geliyor ve en şerefli... Şerefi nerden?.. Bir kul 'ı zikrederse da kulu zikrediyor.

--Hocam öyle şey olur mu bunu ilk defa duydum?..

O zaman ben de sana ayet okuyayım; bismillâhir-rahmanir-rahîm:

(Fezkürûnî ezkürküm veşkürûlî velâ tekfürûn) "Ey kulların siz beni zikredin ben de sizi o zaman zikrederim; siz bana şükredin küfran-ı nimette bulunmayın!" buyruluyor.

"Kul 'ı yalnız zikrederse da kendisi zikreder. Kul 'ı toplulukta zikrederse da daha hayırlı bir toplulukta zikreder. Kul 'a bir karış giderse kula bir arşın gelir. Kul 'a yürüyerek giderse kuluna koşarak gelir." diyor Peygamber Efendimiz. Bunlar nedir?.. Bir şeyi anlatmak için söyleniyor; yâni senden küçücük bir gayret olursa 'tan çok büyük lütuf var demek.

seni zikredecek. Düşünebiliyor musun?.. Gökte meleklere diyecek ki:

"--Wuppertal şehrinde bir kul var adı şudur budur bilmem nedir."

u ekber ne kadar güzel bir şey!.. Bak demek kolay bir ibadet... Peygamber Efendimiz diyor ki:

"--Ben bile günde yüz defa "Estağfirullah" derim siz de deyin!" diyor.

O Peygamberken "Estağfirullah" diyor. Estağfirullah ne demek? "Affet beni 'ım affını mağfiretini istiyorum!" demek... E deyiver mübarek ne olur yâni? Yüz defa "Estağfirullah" deyiver... Efendimiz tavsiye ediyor sizden istiyor. Neden istiyor?.. Sevap kazanasınız bağışlanasınız diye... İstiğfar varken kulda günah kalmaz çünkü affeder. gaffâruz- zünûb'dur gece gündüz affediyor.

Estağfirullah deyiver. Hatanı düşün anla af dile!.. "Affedersiniz!" demeyi biliyorsun "Özür dilerim." demeyi biliyorsun "Estağfirullah" demeyi de öğren! "Yâ Rabbî ben sana güzel kulluk yapamıyorum çok istiyorum ama hep hata ediyorum!" de...

Hepimiz öyleyiz. İyi kulluk yapmak istiyoruz her seferinde binbir türlü hata her gün sabahtan akşama kadar hata ediyoruz. Konuşmamız sert oluyor birisinin kalbini incitiyoruz hanımın kalbini kırıyoruz şöyle yapıyoruz böyle yapıyoruz... Bize yüz tane ne binlerce "Estağfirullah" dememiz lâzım. Her hatamıza bir "Estağfirullah" demek gerekirse binlerce Estağfirullah dememiz lâzım!..

Yüz "Estağfirullah" deyiver mübarek Mi'rac Gecesi'nden hatıra kalsın! Ümmü Hânî validemizden hatıra kalsın; yüz tane de "Lâ ilâhe illallah" deyiver ne olur yâni?.. Sonra yüz defa da salevat getiriver!..

--E o da nerden çıktı hocam? Sen şimdi yavaş yavaş bizi derviş yapacaksın planlı programlı ilerliyorsun gizliden gizliye siperden başını çıkartmadan...

Bak -u Teàlâ Hazretleri buyuruyor ki:

(İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne alen-nebiy) " da melekleri de Rasûlüllah'a salât getiriyorlar. (Yâ eyyühellezîne âmenû) Ey iman edenler (sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ) siz de ona salât ü selâm getirin!"

Allaaahümme salli alâââ seyyidinâââ... Muhammedinin nebiyyil-ümmiyyi ve alâââ... Âlihîîî ve sahbihîîî ve sellim.(2 defa)

Allaaahümme salli alâââ seyyidinâââ... muhammedinillezî câe bil-hakkıl-mübîn... Ve erseltehû rahmeten lil-àlemîn.

Ne dedik? (Erseltehû rahmeten lil-àlemîn) "O peygambere salât-ü selâm olsun ki yâ Rabbî sen onu âlemlere rahmet olarak indirdin." (Câe bil-hakkı) ne demek; hakkı getirdi hakîkati getirdi demek... Apâşikâre hakîkatleri getirdi bize; râzı olsun şefaatine erdirsin... O bize bu hadis-i şerifleriyle dini öğretmeseydi ne kadar cahil kalırdık. "Hakîkati bize getirdi sen onu âlemlere rahmet olarak indirdin ona salât ü selâm olsun..."

Yüz defa deyiver! Peygamber Efendimiz'in "Yüz defa salât ü selâm getirin!" diye tavsiyesi var. Bir insan Peygamber Efendimiz'e bir salât ü selâm getirirse ona on salât eder. On salâvât getirirse yüz nimete mazhar olur mükâfata mazhar olur; otuzu bu dünyaya yetmişi ahirete aittir.

k. Hans'ın Peygamberimiz'e Selâmı


Bir şey anlatacağım size hep anlatıyorum bayatlamayan bir hikâye anlatacağım size duymadıysanız duyun: Almanya'daki bir kardeşimiz anlattı bana belki içinizden birisidir ben kim olduğunu unuttum. "Hocam o bendim!" derse ben de adını sanını kaydederim bundan sonra adını unutmam.

Burdan birisi çalıştığı fabrikaya dilekçe vermiş. Çalışkan bir eleman iyi bir eleman fabrika müdür seviyor demiş ki:

"--Müdür bey şu ayın şu gününden şu ayın şu gününe kadar izin istiyorum!"

Patron demiş ki:

"--Olmaz ben sana o zaman izin veremem!"

"--Hayır bu vakitte gideceğim."

"--E vermiyorum izin..."

"--Vermezsen yine gideceğim."

"--İşinden olursun işsiz kalırsın!"

"--Kalayım..." demiş.

"--Yâhu mahrum olursun haklarından!

"--Olayım..."

"--Niye bu kadar inad ediyorsun?.."

"--Hac var bizim Mekke'ye gitmemiz lâzım hac yapmamız lâzım!" demiş.

"--Hà o zaman iş değişti. Tamam ibadetse müsaade ediyorum." demiş.

Bizim Türkiye'dekiler gibi inatçı değil. Türkiye'dekiler: "Seni gerici seni!" derler Atatürk'ten bilmem nerden bir sürü arka çıkartmaya çalışırlar kendilerine... Ne baş örttürürler ne sakal bıraktırırlar ne hacca gönderirler. Bazı firmalar var Türkiye'de:

"--Cumaya gideceksen benim firmama girme!" diyor.

Adını söylemiyorum aslında söylemek lâzım yıkılsın diye söylemek lâzım ama...

"--Hocam 'Cumaya gideceksen benim firmama girme!' diyor.

Ben de girme dedim. 'ın işi mi kalmadı yâ!.. rızkı nasıl olsa verecek.

Örümcek metruk bir evin bodrumuna ağ kuruyor. ona rızkını gönderiyor zırr zırr takılıyor. Rızkına kanat veriyor uçarak geliyor. Ağına sinek takılıyor bodrumda. Hiç de böyle işlek bir yer değil iyi dükkan açılacak bir yer değil. Ama ağını oraya kuruyor örümcek 'da onun rızkına kanadı veriyor oraya takılıyor. O da onu yiyor oturduğu yerden... Alem sabahleyin çalışmaya rızık aramaya gidiyor; bu evinde dururken rızkı kanatlanmış geliyor.

Gelir. Çocuk çalışmasını bilir mi?.. Bilmez. Ama nasıl doyuyor karnı nasıl doyurtturuyor?.. Anası babası bahane ama süt ağzına geliyor karnı doyuruyor. herkesin rızkını veriyor.

Bu patron demiş ki:

"--İbadetse o zaman müsaade ederim tamam ayarlarız; git! Ben seni seviyorum." demiş.

Bu da hazırlanmış ihramları hazırlamış valizleri hazırlamış. Hangi firmayla anlaşmışsa anlaşmış. Ondan sonra patronun yanına gitmiş:

"--Tamam ben tatile çıkıyorum hacca gidiyorum." demiş.

"--Peki güle güle git" filân demiş o da...

En son cümlesi mühim giderken kapıdan çıkarken:

"--Ha dur Muhammed'e benden selâm söyle!" demiş.

u ekber!.. Alman'a bak yâ vay be ne açıkgözler var dünyada!.. Alman patron:

"--Muhammed'e benden selâm söyle!" demiş.

Adamın ismi de Hans'mış. Zaten hep Almanlar Hans'tır bizim askerlerin Mehmetçik olduğu gibi... Ama bunun adı hakîkaten Hans'mış.

"--Muhammed'e selâm söyle!" demiş.

"Gittim hocam haccettim tavaf yaptım vs. Medine-i Münevvere'ye geldim Peygamber Efendimiz'in mescidine girdim sıkışık izdiham... Peygamber Efendimizin türbesinin karşısında arkada durdum gözüm kapalı..."

--Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Rasûlallah!..

Salât ü selâm göz yaşları şaldır şuldur aşağı doğru... Aklına gelmiş demiş ki:

"--Yâ Rasûlallah bilmiyorum söylemek doğru mu yanlış mı ama Almanya'dan ben ayrılırken bizim patron Hans size selâm söyledi." demiş gözü kapalı...

Ondan sonra Türkiye'ye gelmiş orda benimle konuştu. Dedi ki:

"--Hocam daha Almanya'ya gitmeden Hans'ın müslüman olduğu haberi geldi." dedi.

Neden muhterem kardeşlerim?.. Peygamber Efendimiz'e selâm söylediği için... Peygamber Efendimiz'e Muhammed'e selâm söyledi.

l. Zikir İmanı Korur

Bu Muhammed-i Mustafâ'ya yüz tane salât ü selâm söylemek istemez misin?.. Senin üstüne fazla mı yük yüklüyorum yâni çok mu ağır gelir? Yüz defa salât ü selâm getir! İstediğin zamanda yap!.. İster yolda yap ister takside yap ister işyerinde kaytar arada yap ister öğle tatilinde yap ister gece yap... Yüz tane salât ü selâm getir Peygamber Efendimiz'e!..

--Daha var mı?..

Var... Ondan sonra da çok çok de!.. "... ... ..." Diyebildiğin kadar de!.. Neden?..

Bir kez dise aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân!


Sapır sapır günahlar dökülür. "... ..." de! Bazan şaşırdığımız zaman hayret ettiğimiz zaman diyoruz; öyle değil... Ne yapacaksın? Aşk ile diyeceksin.

Sonra yüz defa da Kulhüvallàhu ehad oku... En uzunu bu çok uzun sûre nah bu kadar uzun sûre... (!) Ne kadar uzun?

(Kul huvallàhu ehad. Allàhus-samed. Lem yelid. Ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.)

Amma uzunmuş ha ne kadar uzun sûre... (!) Kur'an'ın en kısa sûresi... Yüz defa da onu da oku!.. Neden?.. Onu da tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz.

Peygamber Efendimiz'den beş tane tavsiye söyledim size: Yüz Estağfirullah yüz Lâ ilâhe illallah diyebildiğin kadar yüz defa salevât-ı şerife yüz Kulhuvallàhu ehad....

Bende söylemesi sizden işlemesi; sevaplar müşterek... Ben sizin sevaplardan almayacağım ben sizin sevabınızı bölmeyeceğim. -u Teàlâ Hazretleri bir insan iyi bir şey yaptı mı ona sevabını tam veriyor. 'ın hazinesi sonsuz...

(Lehû mekàlidüs-semâvâti vel-ard) [Göklerin ve yerin anahtarları mutlak hükümranlığı onundur.]

(Lehû mülküs-semâvâti vel-ard) [Göklerin ve yerin mülkü onundur.]

(Ve lillâhi hazâinüs-semâvâti vel-ard) "Yerlerin göklerin hazineleri 'ın..." Senin sevabını kesmiyor sana sevabı tam veriyor seninkinin bir mislini de benim deftere yazıyor. Neden?.. Bir hayra delâlet eden o hayrı işleyen gibi sevap alır da ondan.. Sen "Estağfirullah" diyeceksin "Lâ ilâhe illallah" diyeceksin salât ü selâm getireceksin Kulhuvallahu ehad okuyacaksın; hepsi sevap sevabını kazanacaksın.

--Estağfirullah demenin sevabı ne hocam?..

Estağfirullah deyince affediyor Estağfirullah deyince günah kalmıyor da ondan.

(Lâ kebîrete meal-istiğfar) "Tevbe ve istiğfar etmek varken günah kalmaz. Ne güzel günahlar affolsun diye estağfirullah diyorsun.

--Lâ ilâhe illallah niye deniliyor hocam?

(Men kàle lâ ilâhe illallah muhlisan dehalel-cenneh.) "İhlâsla kim Lâ ilâhe illallah derse cennete girer."

Demin heveslenmedik mi yüreğimiz ağzımıza gelmedi mi? Hepimiz cennete girelim Rasûlullah Efendimiz Mi'rac'da gördüğü gibi biz de gözlerimizle görelim diye istemedik mi?.. İhlâsla kim Lâ ilâhe illallah derse cennete girer.

--Hocam bir şey soracağım: Bir insan "Lâ ilâhe illallah" dedi namaz kıldı... Sonradan bazılarının Mi'rac oldu mu olmadı mı diye tereddüt ettiği gibi irtidat etti. O zaman eski dedikleri ne oluyor?..

Eski dedikleri güme gidiyor. Müslüman olmak eski kâfirlik suçlarını günahlarını sildiği gibi; bir insan da müslümanken kâfir olursa bütün amelleri hebâen mensûrâ olur toz olur güme gider. Kâfir oldu ya...

--Hocam o hacca da gitmişti iki defa beş defa... Sonra sapıttı dinden imandan çıktı içki kumar bilmem ne derken inkâr etti öyle öldü.

Bak öyle ölebiliyor bazı insanlar... Edebiyat tarihi kitabında okudum Tezkire-i Latîfî diye bir kitap var orda okudum: Şairin birisi ayyaşmış içiyormuş; Osmanlılar zamanında... Bahar geldi mi çayırlar çimenler yeşillendi mi bülbüller ötmeğe başladı mı kelebekler uçmağa başladı mı...

Esdi nesîm-i nevbahar açıldı güller subh-dem
Açsın bizim de gönlümüz sâkî meded sun câm-ı cem!


"İlkbahar rüzgârları esti kış gitti ilkbahar geldi. Sabahleyin güller açıldı. Oh şu kırmızı gül şu sarı gül şu sarmaşık gül yukarıya kadar tırmanmış aman ne güzel kokuyor. Açsın bizim de gönlümüz biz de neşelenelim gamımız kederimiz gitsin bizim de gönlümüz açılsın! Ey meyhaneci ey içkiyi sunan şu Cemşid'in kadehinden bize de sun o şarap kadehini bize de sun biz de içelim!"

böyle içiyormuş. Var ya Osmanlı şairlerinden gazeller...

Gâh şarkı okuyup gâh gazelhân olalım
Gidelim servi revânım yürü Sa'dâbâd'e...


diyenler var ya... Hani zevk ü sefâlar şarkılar türküler çengiler eğlenceler oluyor ya...

Şairin birisini yakalamışlar demişler ki:

"--Etme eyleme ahiret var din var iman var tevbe et bırak!..

Tamam aferin tevbe etmiş:

"--Tevbe yâ Rabbi içki içmeyeceğim namaza başlayacağım!" filân demiş.

Amma arkadaşları yine ayartmışlar yine içirmişler... Bunlar hep oluyor hayatta hep oluyor hem de tekrar tekrar oluyor. Hem de herkesi şeytan böyle kandırıyor. Bayat bir oyun herkesi kandırıyor. Arkadaşları yine ayartmışlar yine içirtmişler. Sonra bir şiir yazmış tüylerim diken diken oldu okuduğum zaman... "Bundan sonra artık bir daha tevbe etmeyi hiç düşünmüyorum tevbeye tevbe olsun!" diyor şiir böyle... Tevbe etmeyeceğim diye kendi kendine karar veriyor.

Tevbe ettim ki etmeyem tevbe
Tevbeye tevbe-i nasûh olsun!


"Tevbeler tevbesi bir daha içkiden ayrılır mıyım ayrılmam!" diyor. Hep içki içecek tevbe etmemek hususunda kararlı... Böyle söylemiş.

Şiiri okuyunca ben çok korktum. Hayatını okumaya devam ediyorum bakalım bu adamın sonu nasıl gelecek filân diye. Böyle yazan bir adamın sonu nasıl gelecek nasıl ölmüş?.. Meyhanede ölmüş çatlayıp ölmüş içki anında ölmüş günah üzere ölmüş. Neden?.. Edepsizce söz söyledi de ondan...

Demek ki bazen insanlar şaşırabiliyor bazan şeytan insanları kandırabiliyor bazan insanların kafaları bozulabiliyor. Neden?.. Bir televizyon seyredersin bir müstehcen sahne seyredersin bir edepsiz laf söylersin; ordan 'ın kahrına hışmına uğrarsın. Tevbe de olmaz hüsn-ü hâtime de olmaz imansız gider insan; saklasın!..

O zaman ne yapmamız lâzım muhterem kardeşlerim?.. İmanımızı korumaya çok dikkat etmemiz lâzım!.. İman nasıl korunur?.. İman iki türlü korunulur: İman ibadetler yaparak korunur muhafaza altına alınır günahlardan kaçınılarak korunulur.

Kur'an-ı Kerim kaledir. Peygamber Efendimiz söylüyor. Kur'an-ı Kerim okuyana zarar gelmez Kur'an-ı Kerim ehline zarar gelmez.

Camiler kaledir camiye devam eden insana zarar gelmez.

Zikrullah kaledir zikreden insana zarar gelmez. Onun için zikrediliyor. Çok diyorsun ama çok değil... Bunları "Korunun kalenin içinde etrafında muhafızlar olsun!" diye söylüyorum.

Abdestli olursa insanın yanına şeytan yaklaşamaz. Abdestli gez zikir yap kalenin içinde ol şeytan sokulamasın.

Bir de imanını elden kaçırmamaya cevherini hırsıza kaptırmamağa dikkat et! İnsanın iman cevheri içindedir. Hırsız içeri girerse çalar bunu... Kapıyı açık görürse girer. Nerden girer?.. İnsanın gözünden girer kulağından girer burnundan girer. Gözüyle harama baktığı zaman kulağıyla haramı dinlediği zaman ağzıyla haramı söylediği zaman girer. Hırsız şeytan aleyhil-la'ne içeri girdi mi iman cevherini alır götürür. Ondan sonra ara bul!..

İmanı kaptırmamağa çalışmak lâzım! İmanı kaptırmamak için zikre devam etmek lâzım! Ben söylemiyorum Peygamber Efendimiz söylüyor. Peygamber Efendimiz'in sözünü size naklediyorum. Kur'an-ı Kerim'in ayetini söylüyorum Almanya'dasınız diye söylüyorum. Etrafınız tehlikelerle dolu diye söylüyorum. Hazır Mi'rac kandilinde camiye geldiniz size nasihatleri yapayım da kendinizi bundan sonra koruyun diye söylüyorum. Ben her zaman buraya gelmem diye söylüyorum. Bu sözleri herkesten duymazsınız diye söylüyorum.

Muhterem kardeşlerim korunun diye söylüyorum. Lâ ilâhe illallah diyen cennete girecek ama en son nefese kadar diyebilirse... Ya diyemezse ya en son nefese gelmeden şeytan onu imanını çalarsa... Onun için "Lâ ilâhe illalah" demeye iyice alışacaksınız. Sonra demenin sevabını biliyorsunuz; bir kez dese günahlar dökülüyor. Salât ü selâmın sevabını biliyorsunuz.

Kulhuvallàhu ehad'ın sevabı ne?.. Kulhuvallàhu ehad Kur'an-ı Kerim'in üçtebirini okumuş kadar sevap kazandırır insana; öyle sevaplı sûre o... Onun için onu da yüz defa okuyun dedik. Böylece bu zikirleri yapın!..

m. Mi'racdan Hediye: Beş Vakit Namaz

--Peygamber Efendimiz Mi'raca gitti geldi şefaatine erdirsin tamam; bize ne?.. 1417 yıl hicretten geçmiş bir de bir yıl önce olmuş 1418 yıl geçmiş bize ne bundan?..

Merak etme sana da hediye var... Sana ve bana Mi'rac'dan hediye beş vakit namaz... -u Teàlâ Hazretleri beş vakit namazla ümmmet-i Muhammed'e emretmiş. Mi'rac'da Peygamber Efendimiz'e bildirmiş Peygamber Efendimiz Mi'rac'dan sonra bunu bildiriyor bize...

Sen ki Mi'rac eyleyip kıldın niyaz
Ümmetin Mi'racını kıldım namaz.


Sözün güzelliğine bak!.. Ey habîbim ey benim Muhammed-i Mustafâ'm ey benim mübarek peygamberim! Sana ben nasib ettim yedi kat semâyı geçtin Refref'e bindin yetmişbin kat nurdan perdeleri geçtin huzuruma geldin cemâlimi gördün sen Mi'rac ettin yalvardın dileklerini söyledin. Senin ümmetinin de Mi'racı olarak namazı onlara emrettim.

(Essalâtü mi'râcül-mü'min) "Namaz mü'minin Mi'racıdır."

Muhterem kardeşlerim namaz çok güzel bir ibadet amma müslümanların % 9999'u namazın güzelliğinin farkında değil. Taklîden kılıyor taklitçi; tahkîkan kılmıyor. Biliyorsunuz insan durduğu yerden bal bal dese ağzı tatlı olmaz. Yaşamadığı zaman kıymeti olmaz. Namaz çok kıymetli bir ibadet amma bir çok kimse namazın kıymetini bilmiyor. "Allàhu ekber!" derken eli böyle kaldırıyoruz ne yapıyoruz ne bu?.. 'ı selâmlama bu 'ın huzuruna girerken 'ı selâmlama budur.

Kâbe'yi tavaf ederken ne yapıyoruz?.. Hacerül-Esved'in hizasına geldiğimiz zaman (Bismillâhi allàhu ekber" diye Hacerül-Esved'i selâmlıyoruz.

(u ekber) En büyük sensin yâ Rabbi! en büyük... Hiç mukayesesiz şeksiz şüphesiz en büyük ... Selâmı bu: "u ekber..."

Sonra elpençe divan duruyorsun Sübhàneke ile başlıyorsun. Ne yapacaktık?.. Sübhàneke'yi duyduk mu tüylerimiz diken diken olacaktı. Sübhâneke çok mühim bir söz; "Yâ Rabbi her türlü noksandan münezzehsin her şeye kàdirsin her şeyi bilirsin her şeyi görürsün her güzelliği yaratan sensin!" demek... Sonra Elhamdü lillâhi rabbil àlemîn... vs. İşte bu namaz mü'minin Mi'racıdır.

Namazın bir ayakta durması var; kıyam... Bir eğilmesi var; rükû... Bir kapanması var yere; secde... Bunlar ne?.. Bunlar Mi'rac'da gökte Peygamber Efendimiz'in gördüğü meleklerin 'a ibadet şekilleri... Her birisini biz yapıyoruz. Bazı melekler secdede bazıları rükûda bazıları kıyamda... Öyle yapmışlar. O melekler gibi olalım diye Peygamber Efendimiz namazı bize böyle kıldırıyor.

Mi'rac ediyoruz melekler gibi... Sonra kulun 'a en yakın olduğu zaman nedir?.. Kul 'a ne zaman en yakın oluyor?.. Secdede...

Sonra bir kul "u ekber" diye 'ın divanına durduğu zaman ne oluyor?.. Demin söylediğim göğün yedi kat kapıları açılıyor. Zzzt kapılar açıldı. Sekiz cennetin kapıları da açılıyor. Şakır şakır şakır şakır cennetin mübarek kapıları açıldı. ın huzuruna giriyor insan "Allàhu ekber" deyince...

Şimdi bakkalla inekle sinekle uğraşılır mı orda?..

--Yâ bakkaldan ne alacaktım hanım ne demişti?.. Kıyma yağlı mı olacaktı yağsız mı olacaktı?..

Bırak 'ını seversen! Şimdi 'ın divanına durmuşsun dünya işini at arkana yâ!.. Bırak biraz dünyayı düşünme 'ı düşün! 'ın huzurunda olduğunu düşün!..

Mısır'a Kahire'ye gitmiştik. İnsan her gittiği yerden bir şey öğreniyor muhterem kardeşlerim!

Yaşlı bir hocaefendinin camisine gittik. İyi hoca dediler bizim ordaki talebelere de ders veriyormuş fıkıh bilgisi var filân. Böyle zayıfça àrif bir hoca... Tam namaza duracağız döndü arkasına dedi ki:

(Sevvû suvûfeküm festakîmû va'tedilû!) "Safları düzeltin dümdüz olun eğri büğrü olmayın!" Neden?.. Namazda intizam lâzım hayatta intizam lâzım sözde intizam lâzım! İslâm intizam dini temizlik dini...

"Saflarınızı düzeltiniz doğrultunuz!" dedi. Arkasından bir laf söyledi kalbimden vurdu beni:

"--Yönününüzü kıbleye dönünüz gönlünüzü de 'a döndürünüz!" dedi.

Hiiih Allàhu ekber!.. Tüylerim diken diken oldu. Hiç bir hoca böyle dememişti bana şimdiye kadar yâ... Namazı kılarken gözünün önüne Kâbe'yi getirirsin filân ama gönlünü 'a döndür bakalım!..

--Nasıl olacak hocam bu gönül nerde vitesi nerde direksiyonu nerde?.. Nasıl döner?

Oralarını da gel de sonra söyleyeyim. Biraz da bize konuşma konusu kalsın

Gönlünü 'a döndüreceksin dünyadan çevireceksin.

n. Mi'rac Hatırası: Tahiyyat

Sonra Tahiyyat;

(Ettahiyyâtü lillâhi ves-salevâtü vet-tayyibât) Oturduk öyle diyoruz. Bu da Mi'rac hatırası ha... Peygamber Efendimiz -u Teàlâ Hazretleri'nin huzuruna varınca böyle dedi.

İlkönce çok korkmuş Peygamber Efendimiz... Heyecanlanmaz mı insan 'ın divanına varınca?.. Sorulara cevap veremez gibi olmuş Peygamber Efendimiz. -u Teàlâ Hazretleri'nin heybetinden haşyetinden o hâlin ehemmiyetinden konuşamaz olmuş.

Diyor ki:

"--Arş-ı A'lâ'dan ağzıma baldan daha tatlı kaymak gibi köpük gibi kar gibi soğuk bir şey damladı; onu yuttum. Ondan sonra içim bir feyz doldu nur doldu. O zaman -u Teàlâ Hazretleri'ne konuşacak şözler hatırıma gelmeye başladı." diyor.

Bakın nasıl bal gibi bir şeyler ikram ediyor. Neler var yâni... Bu Mi'rac'ın oturup bir ümmete bir millete bir cami cemaatine bir sene anlatılması lâzım bence...

Ağzına o şey damladıktan sonra Rabbiyle konuşacak. Bir kul alemlerin Rabbinin huzurunda Rabbiyle konuşacak!.. Ne desin ne demeli?..

(Ettahiyyâtü lillâhi ves-salevâtü vet-tayyibât) Tahiyye selâm demek... Ayet-i kerimede:

(Veizâ hüyyîtüm bitahiyyetin feheyyû feahsenü minhâ ev ruddûhâ) "Siz bir selâmla selâmlandığınız zaman o selâm gibi selâm karşılığını alın veya daha güzel bir şekilde karşılık verin!" buyruluyor. Yâni o "Esselâmü aleyküm!" dediyse siz "Ve aleyküm selâm ve rahmetullàhi ve berekâtühû..." deyin!

(Ettahiyyâtü lillâhi) "Selâmların her türlüsü en güzeli en a'lâsı en şereflisi en makbulu en hası en hâlisi en içteni en candanı 'a..." Başka ne diyebilir insan kelimeler yetmez ki... Duygular çok geniştir kelimeler azdır.

(Ves-salevâtü vet-tayyibât) "Bedenen yapılan ibadetler de malla mülkle yapılan ibadetler de hepsi 'a..." dedi Peygamber Efendimiz. Böyle bir selâmlama ile Rabbine tahiyye eyledi.

O zaman -u Teàlâ Hazretleri:

(Esselâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullàhi ve berekâtühû!) "Senin üzerine selâm olsun ey peygamber ey rasûlüm! 'ın rahmeti bereketi sana olsun! 'ın rahmetine bereketine nâil ol!" dedi.

Peygamber Efendimiz yutkundu düşündü ümmetini düşündü bizleri düşündü biz àsî mücrim günahkâr ümmetlerini düşündü. Dedi ki:

"--Yâ Rabbi ümmetim için de istesem müsaade var mı?..

(Es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-salihîn) Selâm bizim üzerimize olsun ve salih kulların üzerine olsun!" dedi.

Sâlih kullar kim?.. Sizler ümmet-i Muhammed mü'min kullar... "'a iman eden yolunda yürüyen kullara olsun!" dedi.

Yâ Rabbi sen bizleri salih kullardan eyle... Sâlih kul ne demek?.. Uygun münâsib iyi kul demek... Amma ben bir şey daha istiyorum:

"--Yâ Rabbi hem salih eyle hem de muslih eyle..." diyorum.

Sâlih olmak insanın kendisinin iyi olması... Muslih olmak başkalarını da iyi etmek için çalışmak; o daha güzel... Sen de hanımını çocuğunu komşunu arkadaşını sâlih etmeye çalış!.. Hem sâlih ol hem muslih ol!.. Hem kendin ıslah ol hem de ıslahçı ol!..

(Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-salihîn) dedi. Bu güzel hali seyreden Cebrâil Mikâil kerribiyyûn mukarreb melekler o vaziyet karşısında;

(Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlüh.) dediler kelime-i şehâdet getirdiler.

Bu tahiyyat Mi'racdan yâdigârdır Mi'racın hatırasıdır. Hay her gün okuyoruz da farkında değilmişiz. Mi'rac'daki sahneyi hatırlıyoruz. Neden?.. Biz de Mi'racdayız da ondan 'ın divanındayız da ondan...

Sonra Bakara Sûresi'nin arkasındaki Amener-rasûlü ayetleri geldi. Sonra nice nice bilgiler geldi emirler geldi.

o. Dinimizi İyi Bilelim!

-u Teàlâ Hazretleri bize dinimizi öğrenmeyi nasib etsin... Dinimizi iyi bilelim! Dinimizi iyi bilmekten bizi engelleyen bir şey var muhterem kardeşlerim! Seni ve beni hacıyı ve hocayı dinimizi tam öğrenmekten engelleyen bir şey var: Kendimizi dinimizi biliyor sanmamız...

--Biliyoruz canım tamam tamam...

Ne biliyorsun canım hiç bir şey bildiğin yok!.. Hiç bir şey bildiğin yok da biliyorum sanıyorsun! Bilinecek o kadar şeyler var ki öyle güzel şeyler var ki... Ne biliyorsun anlat bakalım hadi bildiğin ne?.. Otur bakalım 'ı anlat bakalım hakkındaki fikrini anlat!.. Hiç bir şey bilmiyorsun.

Mescid-i Haram'da i'tikâftayız. Suud'un hafiyelerinden bir tanesi geldi benim yanıma oturdu. Sivil polis delikanlı birisi... Soruyor:

"--Şu ayet ne demek bu ayet ne demek?.. 'ın vechi ne demek?.. Şu nedir bu nedir?.."

Ben de cevap verdim.

"--Yâ siz böyle mi bilirsiniz?.."

Böyle biliriz ne sandın ya?.. Adam bizi sakallı sarıklı olduğumuzdan beğenmedi. Vehhâbî değiliz diye hoşlanmadı bizden... Ondan geliyor bizde bir batıl akîde var sanıyor sapık sanıyor. Sorgu suale tâbi tutuyor. Sonra da "Aaa siz böyle mi inanıyorsunuz?"diyor.

İmam-ı A'zam Efendimiz'i beğenmezler İmam Mâtürîdî Efendimiz'i beğenmezler İmam Eş'arî Efendimiz'i beğenmezler... Yâhu ne oluyorsun?.. Elhamdü lillâh biliyor da insan söylüyor ya bilmese...

Birçok kimse de bilmiyor " baba..." diyor. Fesübhânallah baba filân olur mu? Baba olması için evlenmesi lâzım! Düğün lâzım dernek lâzım zifaf lâzım gerdek lâzım! Dokuz ay on gün geçmesi lâzım doğum lâzım!.. Deli misin sen öyle laf söylenir mi?.. Deli misin dîvâne misin hasta mısın üşüttün mü?.. Sıfır altında da değil hava ama kafayı mı üşüttün ne yaptın sen?..

Kulhüvallàh'u bilsen öyle der misin?.. (Kul hüvallàhu ehad) "O ehaddir. (us-samed) Herkese rızkını veren herkesin duasını kabul eden herkesin hacetini revâ eden ihtiyacını karşılayan dergâh-ı izzetin sahibi mülkün sahibi hazinelerin sahibi ...

(Lem yelid ve lem yûled) Ne babadır ne anadır ne oğuldur." Bütün Almanya bilsin bütün Amerika bilsin bütün dünya bilsin: Ne babadır ne anadır ne evlâttır! (Ve lem yekün lehû küfüven ehad) "Onun karşısında ona rakib ona denk bir şey de yoktur."

Ne yaptı Kulhüvallàhu ehad Sûresi?.. Bütün dinler tarihini ortaya masaya yatırdı neşteri vurdu ameliyatı yaptı; bütün bozuk kanserli hastalıklı inançları kesti dikti bitirdi sapık inanç bırakmadı. Plüralist dinleri sildi politeist dinleri çok tanrılı dinleri sildi. Düalist dinleri sildi; rahmet tanrısıymış azab tanrısıymış nur tanrısıymış zulmet tanrısıymış... Ne mecûsîsi hayatta kaldı ne yahudisi ne hristiyanı kaldı; hepsini sildi. Ne kaldı ortada: (Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîkeleh) kaldı. var şerîki naziri yok...

Onun için Sûretül-İhlâs onun için sevabı büyük onun için Kur'an-ı Kerim'in üçtebiri kadar sevap... Onu bileceksin!.. Ne putu var ne haçı var ne şeriki var ne misâli var; ehaddir tektir.

(Vehüve meaküm eyne mâ küntüm) "Nerde olsanız yanınızda; her yaptığınızı görüyor her yaptığınızı biliyor." bilgisini sen biliyor musun?..

İstemegil anı ırak
Gönüldedir ana durak.


Yunus böyle söylüyor. "Sen onu uzaklarda arama gönlünde o!" diyor. Gönlünde demek dışarıda yok demek değil... Âfâkta enfüste her yerde hàzır ve nâzır demek... Hàsılı söylenecek şeyler çok ama bir tek şeyi söylememiz lâzım: İslâm'ı biliyor sanmamız kendi kendimizi aldatıyor da İslâm'ı öğrenmiyoruz sahih kitapları okumuyoruz.

Ciltli ciltli kitaplar raflarda mahzun mahzun dizilmiş boyunlarını bükmüş böyle bakıyor bize... Böyle duruyor hepsi... Yâni:

"--Okumadın beni be!.. Parayı verdin çarşıdan beni aldın ben de seni bir şey sandım. Okumadın yan yatırdın beni be!.. Açmadın içindeki bilgileri öğrenmedin!" diyor.

Kur'an-ı Kerim'i keseye koydun hiç dışarı çıkartmıyorsun... Duvardaki çiviye asılmak için midir Kur'an-ı Kerim cüz kesesinde sallanmak için midir Kur'an-ı Kerim?.. Ölülere okumak için midir Kur'an-ı Kerim?.. Evet ölülere de okunur Kur'an-ı Kerim ama; diriler doğru yolu bulsun diye doğru yolda yürüsün diyedir. 'ın rızası kazanılsın diyedir.

Kur'an'ı ezberlemedin tefsiri okumadın fıkıh bilmezsin hadis bilmezsin... Sen İslâm'ı ne sanıyorsun?.. İslâm üç kelime mi?.. Derya gibi mearif var hazineler var; haberin yok... Üç kuruşu cebine koymuşsun kendini zengin sanıyorsun. Üç tane mum yandırmışsın kâinatı ziyâda sanıyorsun. Ne sanıyorsun sen?.. Hiçliğini anla cahilliğini anla Kur'an'a sarıl din ilmine sarıl kendini kurtarmağa bak! Bu işin şakası yok...

Dünya hayatı imtihandır. Ömrün bir saniyesi bile kıymetlidir boşa harcanmaz. 'ın rızasını kazanmaya çalışın muhterem kardeşlerim!

Birbirimize dua edelim siz bana dua edin ben size dua edeyim; bizi gafletten kurtarsın cehaletten kurtarsın... Kalbimizi yumuşatsın gözümüzü yaşlandırsın... Acizliğimizi anlatsın kendisine döndürsün tevekkül ettirsin yolunda yürütsün gayret versin kuvvet versin; iyi müslüman olalım!..

Dünyada bu kadar şu caminin içindeki insanlar kadar has müslüman olsa dünyada kâfir kalmaz! Kâfirin kalması bizim müslümanlığımızın zayıflığından... Çalışmıyoruz da ondan... Bilmiyoruz ki... Bilmiyoruz çalışmıyoruz konuşmuyoruz uğraşmıyoruz 'ın dinine hizmet aşkıyla yanmıyoruz; ondan oluyor.

Bugünden tevbe edelim diyelim cümle günahlarımıza:

Estağfirullàh... Estağfirullàh... Estağfirullàh...

Estağfirullàh el-azîm el-kerîm er-rahîm ellezî lâ ilâhe illâ hû... El-hayyel-kayyûm ve etûbü ileyh.

ümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebûü leke bini'metike aleyye ve ebûu bizenbî fağfirlî fe innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente...

Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî vel-yevmil-âhiri ve bil-kaderi hayrihî ve şerrihî minallàhi teàlâ vel-ba'sü bağdel-mevti hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallàh ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlühû sallallàhu teàlâ aleyhi ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin ecmaînet-tayyibînet-tàhirîn.

Sübhàne rabbike rabbil-izzeti ammâ yesıfûn. vel-hamdü lillâhi rabbil-âlemîn elfâtiha!..

p. Bir Mübarek Gecenin İhyâsı

Bir vaazdan sonra ikinci bir vaaz etmek istemiyorum ama bir mübarek gecenin ihyâsı nasıl olur söyleyeyim:

1. Bir mübarek gecenin ihyâsında ilk iş yatsı namazını camide cemaatle kılmaktır. Bu çok güzel bir şey... İkinci iş sabah namazını da cemaatle camide kılmaktır. Buna da dikkat edin!

Neden?.. Bir insan yatsı namazını camide cemaatle kılarsa sabah namazını da camide kılarsa bütün geceyi gündüzü ibadetle geçirmiş gibi sevap alır da ondan... Sabaha da gelmeye çalış. Yatsıya geldin şeytanın bacağını kırdın sevapları kazandın; sabaha da gelmeye çalış!

--Hocam ah canım hocam bizim iş hava karanlıkken başlıyor.

Tamam o ayrı; niyete göre mükâfât versin...

2. Gece yatarken insan abdest alırsa iki rekât namaz kılarsa ve abdestli yatarsa bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap alır. Bu da mühim bunu her gece yapın! Gece yatarken taze abdest alın iki rekât namaz kılın öyle yatın! Neden?..

Böyle yaparsa insanın disarına iç çamaşırına bir melek gelir 'a dua edermiş. Peygamber Efendimiz bildiriyor. Diyor ki:

"--Yâ Rabbi bu kulun abdestli yattı temiz yattı bunu afv ü mağfiret eyle!" diye dua ediyor.

Melek abdestlisin diye yanına geliyor. Gökten melekler yeryüzüne bakıyorlar hangi evde abdestli bir insan yatıyorsa anlıyorlar uçup onun yanına geliyorlar.

Melekler izdiham ederlermiş etrafına yığılırlarmış. Neden? Melekler abdestli kulu seviyor. Melekler gelince o izdihamlı yere şeytan gelemezmiş. Şeytan yok ortada... Nasıl gelsin melekler var ortalık izdihamlı meleklerle dopdolu...

Abdestli yattığı zaman gece yanına şeytanlar gelemiyor. Güzel değil mi bu da güzel... Ölürse imanla göçüyor insan... Neden?.. Melekler var şeytan yok imanını çalamadı ondan... Abdestliydi zâten namaz kılmıştı tahiyyat okumuştu "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" demişti imanlıydı şeytan da gelemedi; ölürse imanla göçer.

Sabaha çıkarsa bütün gece ibadet etmiş sevabı alır. Dene bakalım bu gece sabaha kadar ibadet edebilecek misin?..

--Hocam Almanya'da geceler biraz uzun Türkiye'deki gibi değil...

Tabii ik-üç saat daha uzun. Kuzeye çıktıkça geceler uzuyor. Hadi bakalım sabaha kadar uyuma da ayakların şişinceye kadar ibadet et bakalım!..

Efendimiz öyle ibadet ederdi. Öyle aşk ile şevk ile ibadet ederdi. Çünkü namaz gözümün bebeği diyordu namazı seviyordu. Sen namazdan zevk almıyorsun ben almıyorum; ondan kılmıyoruz. Zevk alsak "'ın divanına gidiyorum ben 'a ısmarladık sizinle uğraşacak halim yok bana müsaade..." deriz namaza dururuz ordan zevk alırız. Gevezelikten zevzeklikten partiden paradan puldan ıvırdan zıvırdan uzak dururuz.

Onun için abdestli yatmağa dikkat edin!..

3. Yapabildiğiniz kadar namaz kılın tesbih çekin! Eğer ille uyuyacaksanız sabaha kadar uykusuz duramayacaksanız...

--Sabaha kadar duramayacağım hocam erkekçe söylüyorum ne yalan söyliyeyim. Ben zâten camiye zor geldim bugün arkadaşlar getirdi. Her zaman da böyle gelemem kandil diye geldim ilân edildi diye geldim.

Tamam erkekçe söylüyorsun. O zaman biraz uyu teheccüd vaktine kalk! Teheccüd vakti nedir?.. Gecenin yarısı veya üçte biri üçte ikisi geçtikten sonraki zamandır. Kıymetli zamandır çok sevaplı zamandır. Ne idi kıymeti?.. Göğün kapıları açılıyor melekler durdurmuyor. "Dur bunları o herifin kafasına çal!" diyen yok... Kapılar açık 'ın dergâhına niyazın gidiyor.

Seher vaktinde hiç olmazsa kalk!.. Kadir gecesini anlatırken hiç hatırına gelmiyor mu biraz ipucları aramıyormusun Kur'an okurken?.. (Hiye hattâ matlail fecr) demiyor mu?.. Kadir gecesinin feyz ü bereketi meleklerin inmesi Cebrâil'in inmesi feyz bereket sevap... ne zamana kadarmış?.. (Hiye hattâ matlail fecr) Bu sevapların bu olayların hepsi fecir atıncaya kadar...

--Yapma yâ hocam imsak kesilinceye kadar mı demek?..

Evet imsak kesilinceye kadar. İmsak kesildikten sonra bitiyor; çünkü gece bitiyor sabah başlıyor. Gecenin içinde ibadet edeceksin! İmsaktan önce bir ara kalkacaksın abdest alacaksın seccadeye oturacaksın tesbihi eline alacaksın ağlayacaksın...

Bak Peygamber Efendimiz diyor ki:

"--Size şimdi bir sûre okuyacağım bunu dinlerken ağlayın! Ağlayamazsanız bile ağlamaya kendinizi zorlayın!" diyor.

--Hangi sûre?..

--Elhâkümüt-tekâsür Sûresi...

--Ne demek o?..

(Elhâkümüt-tekâsür) "Mal mülk sevgisi çoğaltmak arzusu amma aldattı oyaladı sizi be!.." Sizin işiniz dünyada para kazanmak mıydı siz onun için mi gelmiştiniz dünyaya?.. İmtihan için gelmiştiniz 'a güzel kulluk edecektiniz. "Malı mülkü çoğaltmak sevdası amma oyaladı sizi!" diye başlıyor.

E öyle değil mi? Doğru hepimiz para için yapmıyor muyuz her şeyi?.. Almanya'ya niye geldik Türkiye'de yatırımları niye yapıyoruz?.. Para da para gelir de gelir iş de iş akar da akar cebimiz dolar da dolar... Dolar ve mark... Herkes paranın peşinde...

Demek ki ağlayacaksın gece... Neden?.. "Ağlayan bir göze cenennem ateşi değmez." diyor Peygamber Efendimiz. Ağla biraz ağlamayı öğren!..

--Erkek adam ağlar mı?.. Koca adam saçı sakalı ağarmış adam toruna torbaya karışmış adam ağlar mı?..

Ağlar. Hazret-i Ömer Efendimiz ağlarmış ağlarmış göz yaşları yanaklarında iz yaparmış. Sen Hazret-i Ömer kadar babayiğit misin?.. Bileğini bükebilir misin Hazret-i Ömer'in?.. Beş kişiyi toz duman ederdi Hazret-i Ömer Efendimiz. Kimse karşısına çıkamazdı dağ gibiydi. Mezara ayağı sığmadı da duvarı deldiler uzattılar Peygamber Efendimiz'in türbesinin arkasına öyle yatırdılar Hazret-i Ömer'i... şefaatine erdirsin! Cennette karşılaşınca gör bakalım heybetini!..

göz yaşından yanaklarında iz oluşmuş; ağlamayı öğren biraz... Hep gülmeyi öğrendin hepimiz gülüyoruz; kah kah kah kih kih kih aman bayıldım öldüm göbeğim çatladı... Biraz da ağlamayı öğren!.. Ağlayalım da seni beni affetsin...

Bizi neler aldattı bu dünyada ne yaptık biz yâ?.. Aziz ömür kıymetli ömür neyle geçti?..

Ömrü giran bahâ der in sarf şod tâ
Çe horem sayf ü çe pûşem şitâ.


"Şu aziz ömür neye harcandı?.. Yazın ne yiyeceğim kışın ne giyeceğim ne örtüneceğim ne yakacağım diye harcandı." Gitti ömür yâ kaç yaşına geldik daha ne kadar yaşayacağız ne biliyoruz?.. Ne mâlûm bugün ölmeyeceğimiz senedimiz mi var?.. Onun için ağlayacağız yalvaracağız tevbe edeceğiz iki rek'at da olsa namaz kılacağız.

(Rek'atâni minel-leyli hayrun mined-dünyâ ve mâ fîhâ) "Geceleyin kılınan iki rekâtçik namaz dünyadan da dünyanın içindeki her şeyden de daha hayırlıdır."

--Dur hocam her şeyden daha iyi mi?.. Wuppertal'da çok beğendiğim çok büyük bir bina var; o benim olsa diye içim gidiyordu ondan da mı daha iyi?..

Yâ Wuppertal'daki bina ne Wuppertal'ın kendisi Almanya'nın kendisi Avrupa'nın kendisi Dünya'nın kendisi Dünya'nın içindeki hazineler Arabistan'ın petrolleri; (vemâ fîhâ) Dünya ve Dünya'nın içindeki her şeyden daha hayırlı!..

--Ne bir daha söyle hocam başını unuttum hocam neresi daha hayırlı olan bu saydığın şeylerden?.. Petrol kuyularından filân daha hayırlı olan ne bir daha söyle bakayım!

--Gecenin içinde kılınan iki rekât namaz!.. Niye teheccüd namazı kılıyor dervişler niye kıldığını anladın mı?.. Bir bildiği var...

hepinizden razı olsun... hepinizi cennetine soksun... hepinizi cehenneme atmadan cennetine soksun... hepinizi sağlam müslüman eylesin... hepinizi İslâm'a en güzel tarzda hizmet edenlerden eylesin... Mal cömertliği versin ten cömertliği versin can cömertliği versin şehidlik mertebesine erdirsin...

Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin... Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin...

El-fâtihah!..

Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş =)
Sayfayı E-Mail olarak gönder Paylaş
Aradığınız Bilgiye Ulaşamadıysanız Üye Olmadan
Aradığınız Konuyu BURAYA Başlık Olarak Açabilirsiniz.
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-08-2010, 08:41   #2 (permalink)
Standart Cevap: Mi´rac, iman ve Zikir

razı olsun
 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
zikir, iman, mirac

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Yazılım Site Durumu

Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:23.

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

Genel Bilgiler mp3dinle Güncel Oyun Oyna dizi film izle Türkiyenin forumu.